“Polonya ve Macaristan hükümetleri olağanüstü güvenlik toplantıları düzenledi.”
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Polonya’da dün bir köye düşen ve iki kişinin ölümüne yol açan füzeyle ilgi olarak “Patlama muhtemelen Ukrayna’nın hava savunma sisteminden kaynaklandı” dedi.
Jens Stoltenberg, olayı değerlendirmek üzere toplanan NATO daimi büyükelçilerinin toplantısından sonraki açıklamasında “Bunun kasıtlı bir saldırı olduğuna dair bulgu yok. İlk bulgular, olayın Ukrayna topraklarını savunmak için fırlatılan Ukrayna hava savunma füzesinden kaynaklandığına işaret ediyor” diye konuştu.
Stoltenberg, “Ama bu Ukrayna’nın suçu değil. Nihai sorumluluk Ukrayna’ya karşı illegal bir savaş yürüten Rusya’ya ait” dedi.
Polanya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda da açıklamasında “Kesinlikle hiçbir şey bunun Polonya’ya yönelik kasıtlı bir saldırı olduğunu göstermez. Düşen, çok büyük olasılıkla hava savunma sisteminde kullanılan bir füzeydi. Bu da, füzenin Ukrayna savunma güçleri tarafından kullanıldığı anlamına geliyor” diye konuştu.
15 Kasım Salı günü Polonya’da Ukrayna sınırına altı km. uzaklıktaki küçük bir köye düşen ve iki Polonyalının hayatını kaybetmesine neden olan füze aslında hiç beklenmeyen ani bir gelişmeyle bir anda bölge ülkelerini ateşe atan bir savaşın içine çekebilirdi.
Çünkü Polonya bilindiği gibi NATO üyesi bir ülke ve Polonya topraklarına düşen füze bir Rus füzesiydi. NATO sözleşmesinin 5. maddesi ise bir NATO ülkesine karşı gerçekleştirilen herhangi “düşman ülke” saldırısına bütün NATO güçleri tarafından misilleme yapılmasını öngörüyor.
Yani bu açıdan bakıldığında dün Polonya’ya düşen Rus füzesi savaşı bir anda tüm Doğu Avrupa topraklarına yayabilecek bir kıvılcım da olabilirdi.
İlk gelişmeler de bu anlamda son derece kaygı vericiydi.
Polonya liderleri füzenin Rus yapımı olduğunu açıkladılar. Ukrayna, derhal NATO’nun müdahalesini talep etti. Baltık ülkeleri liderleri de benzer açıklamalar yaptılar.
Rusya ise Polonya’yı hedef alan füze saldırısının gerisinde Rus ordusunun olmadığını kesin bir dille ifade ediyordu.
Polonya’da hükümet olağanüstü toplandı. Polonya Milli Güvenlik Kurulu acil bir kararlar aldı. Ordunun özel güçleri alarma geçirildi. Hava kuvvetleri ve sınır birlikleri için de teyakkuz ilan edildi.
Benzer gelişmeler Ukrayna’nın diğer komşusu Macaristan’da gündeme geldi. Mili Güvenlik Kurulu, hükümet başkanının liderliğinde toplandı, ne olduğu açıklanmayan önlemler konuşuldu.
Füze kime ait?
Tüm bunlar olurken elbette NATO ülkeleri zirvelerinde de zamana karşı bir yarış vardı. Bir karar almadan ve hele hele geri dönüşü mümkün olmayan bir adım atmadan, yani herhangi bir misillemeye geçmeden olayın iç yüzü ortaya çıkarılmalıydı.
Polonya’ya düşen füzenin tam olarak ne olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik tartışmalar basının önünde cereyan ediyordu. Füze kalıntılarının fotoğraflarının analiz edildiği haberler aslında uzmanları da iki kampa ayırmıştı.
Bir kısım uzman, füzenin hem Rusya ve hem de Ukrayna hava kuvvetleri envanterinde bulunan S 300 hava savunma sistemine ait bir füze olduğu u iddia ediyordu.
Eğer bu tez doğruysa, füze Rusya tarafından dün gece Ukrayna şehirlerine karşı yöneltilmiş füze saldırısısın bir parçası olabileceği gibi, Ukrayna savunma sisteminin Ukrayna şehirlerini hedef alan Rus füzelerini avlamak için harekete geçirdiği savunma füzelerden biri de olabilirdi.
Bir kısım uzman ise bu füzenin S 300 savunma sistemi füzelerinden biri değil, yine Rus imalatı KH 101 füze olduğunu iddia ediyordu.
Bu füzeler uzun menzilli füzelerdi, ve bir üst modeli (KH 102) atom başlık taşımaya da elverişliydi. Ve KH 101 füzeleri Ukrayna’nın elinde yoktu. Yani eğer dün Polona topraklarına düşen füze KH 101 füzesi ise, saldırının gerisinde Rusya’nın olduğu kesinlik kazanacaktı.
Araştırmalar ve tartışmalar akşam boyunca devam etti ve gece geç saatlerde ABD başkanının bölgede tansiyonu düşüren açıklaması geldi: Biden “Füzenin Rusya’dan fırlatılması uzak ihtimal” diyordu.
Polonya’dan gelen işaretler bu konunun belirlenmesinde NATO ve Polonya uzmanları arasındaki iletişimin belirleyici de olduğunu gösteriyor. Çünkü Polonya liderleri de aynı saatlerde yaptıkları açıklamalarda füzenin Rus imalatı olduğunu, ancak nereden fırlatıldığı konusunda ellerinde kanıt bulunmadığını söylüyorlardı.
Tansiyon düştü, ama tehlike geçti mi?
Bu açıklamaların arkasından bölgede tansiyon kademeleri olarak azalıyor.
Ancak bu, bölgede topyekûn bir savaş tehlikesinin olarak ortadan kalktığı anlamına asla gelmiyor.
Tam tersine bu füze, aslında bölgede barışın ne kadar kırılgan olduğunu, şimdilik iki ülke arasında, yani Rusya Ukrayna orduları arasında durağan bir şekilde seyreden çatışmaların bir anda tüm bölgeyi, hatta tüm dünyayı nasıl ateşe atabileceğini ortaya koydu.
Küçük bir hata, hatta belki de özenle hazırlanmış bir kışkırtma sonucu NATO ülkelerine karşı gerçekleşecek herhangi bir saldırı NATO ülkeleri ordularının şiddetle karşılık vermesine yol açacak.
Çünkü NATO buna hazırlıklı. Bölgede eski doğu bloku ülkelerinde mevzilenmiş NATO muharip güçleri ve daimi bir şekilde devriye uçuşları gerçekleştiren NATO kuvvetleri her an bir karşı saldırı gerçekleştirebilecek teyakkuz durumunda hazır bekliyor.
Dün füze saldırısı sonrası basına yansıyan NATO açıklamalarının satır arasına gizlenmiş küçük bir ayrıntı da bunun göstergesi.
NATO yetkilileri füze saldırıları esnasında NATO birliklerine bağlı hava kuvvetlerinin devriye uçuşları gerçekleştirdiklerini ve bu uçaklardan birinin Polonya’ya düşen füzenin rotasını da radarlarıyla tespit ettiğini açıkladı.
Unutulmasın, bu uçaklar savaş hali donanımlarıyla havalanıyorlar. Her an füzeleriyle herhangi bir çatışmaya müdahale etmeye hazır durumdalar.
Rusya’nın kasti, tesadüfi ya da bir provokasyon sonucu Ukrayna’nın ötesinde herhangi bir NATO ülkesine karşı gerçekleştireceği saldırıya cevap verileceğini dünkü gelişmeler gösterdi.
Kapsamlı bir NATO saldırısına ise Rusya’nın verebileceği tek yanıt: atom füzeleri.
Yani Ukrayna Rusya cephelerindeki durağanlaşan savaş kimseyi rehavete düşürmesin!
Bir dünya savaşı tehlikesi aslında tahmin edilenden çok daha yakın menzilde.
“Macarlar Avrupa’daki tek ve son Asyalı halktır. Macaristan Türk vizyonunu yaşama geçirmek için elinden geleni yapacaktır”
Bu sözler geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 9. Türk Devletleri Zirvesi’ne bakanlarıyla ve 60 kişilik kalabalık bir delegasyonla katılan Macaristan başbakanı Viktor Orban’a ait.
Türkiye’nin liderliğini yaptığı, Asya’nın Türki devletlerini bir araya getiren, işbirliğine dayalı ve uzun vadeli ortak projeler temelinde uluslararası dengeleri etkileyebilecek bir teşkilat olmayı hedefleyen Türki devletler grubunda -bir konuk ülke olarak da olsa- Avrupa’nın merkezindeki Macaristan ne arıyor?
Bu sorunun yanıtı Macaristan’ın tarihinde ve Avrupa Birliği içindeki özel konumunda gizli.
MS 10. yüzyılda kavimler göçüyle Asya’dan Orta Avrupa’ya gelen ve bugün yaşadığı topraklara yerleşen Macar kavmi, lisan olarak, Türkçenin de dâhil olduğu Ural -Altay dil grubuna bağlı olmasa da tarihçiler tarafından köken olarak Türki halklarla akrabalık bağı olan bir halk olarak tanımlanıyor.
Orta Avrupa’daki bin yıllık tarihi süresince Osmanlı imparatorluğu ile yüz yıllarca süren savaşlar yaşamış olsa da, Macar tarih yazınında ve Macar ulusunun kolektif kültür hafızasında Hunlarla ve Türki halklarla olan bağlar pozitif etki bırakarak hala yaşamaya devam ediyor.
Macar Turancıları ne hedefliyordu?
Efsanelerden halk edebiyatına, müzikten toplumsal geleneklere, dildeki ortak kelimelerden ulusal kültürün Asya kökenli öğelerine kadar iki halk arasındaki bağların bilimsel olarak kökenlerine inme çabaları 19. yüzyılın sonlarında Macar siyasetinde bir ideoloji olarak Turancılığın geliştirilmesine neden olmuştu.
Türkiye’de yaygın olarak bilinmese de, Turancılığın Türkler tarafından değil Macarlar tarafından ve Macar ulusunun geleceği için yaratılan bir ülkü olduğu araştırmacıların malumudur.
Macar tarihçiler ve bilim adamları tarafından ortaya atılan bu tez, ağırlıklı olarak Asya Türki halklarının –ki buna Turan halkları adını vermişlerdi- Slav ve Germen halkları karşısında alternatif bir blok oluşturmasını ve ortak hareket etmesini hedeflemişti.
Bu teze göre Asya kökenli olan Macar halkı da Turan’ın bir parçasıydı ve Macar Turancıları, en batıdaki Turan ülkesi olarak tanımladıkları Macaristan’a daha 20. yüzyılın başında Turan ülkeleri lideri sıfatını layık da gördüler.
Macar Turan ideologlarına göre Macaristan, Turan halklarını bir araya getirerek, Doğu ve Batı dünyası arasında Slav ve Germen halkları dışında yeni bir birlikteliğin inşasına liderlik etmeliydi.
Turan ideolojisi, Macarlar tarafından geliştirildiği o dönemde, öncelikle coğrafi ve kültürel bir kavramdı. Bu ülkünün içeriğinin doldurulması ve birlikteliğin inşası ise siyasetin işiydi ve hedeflenen model de uluslararası dengeleri etkileyecek yeni bir birliktelikti.
Macar Turancıları dört bir koldan turan ülkeleri arasında Turan federasyonunu yaşama geçirmek için çalışmaya başladılar. Ancak büyük paylaşım kavgalarının neden olduğu I. Dünya Savaşının arifesinde söz konusu halkların birlikteliğinin yaratılabilmesinin bir ütopya olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Pek çok ülkeye yayılan Turan ideolojisi de daha sonraları, özellikle de hemen II. Dünya savaşı öncesi ve sonrası yıllarda, ırkçı bir içerik üzerine inşa edilecek radikal sağın temel ideolojilerinden biri haline geldi.
Türk Devletleri Topluluğu ve Turan ülküsü
İşte bu tarihsel perspektiften bakıldığında 21. yüzyılda Türk Devletleri Topluluğu olarak bir araya gelen Türki devletler grubunun aslında ortak paydası coğrafi ve kültürel özellikler olan ve uluslararası çıkar birlikteliğine dayanan Macar turan ideolojisini anımsattığı kolayca anlaşılır.
Bu model Macar siyasetçileri için yabancı değil. Yani burada söz konusu olan birliktelik Macar siyaset ve ideoloji dünyasında tarihsel olarak yeri olan bir modeldir. Bu anlamda Macar başbakanı Viktor Orban’ın Türk devletleri topluluğu içinde bir şekilde yer almayı kendi vizyonuyla kolayca özdeşleştirmesinin gerisinde yatan nedenlerden biri bu.
Ancak Macar başbakanının Türk Devletler zirvesinde kendine yer bulmaya çalışmasının gerisinde önemli başka bir neden daha var. Son 12 yılda Macaristan’da şekillenen siyasi rejimin mimarı olan Orban, Avrupa Birliği yönetiminin üye ülkeler arasında merkezileşmeyi körükleyen politikasına karşı şiddetli bir direniş de organize etmeye çalışıyor.
Macar başbakanı ulusal devletlerin güçlü özerkliğe sahip olacağı, üye ülkelerin egemenlik haklarının asla kısıtlanmadığı bir Avrupa Birliği modelini hayata geçirmeye gayret ediyor.
Bu ise Orban’a göre Almanya ve Fransa gibi AB içinde karşı konulması zor, büyük ekonomilere karşı direnebilmek için “bağımsız” kanalların ve alanların yaratılmasını zorunlu kılıyor.
Türk devletler coğrafyası ise bir kıta gibi uzanan uçsuz bucaksız yüzölçümü ve nüfusuyla muazzam bir pazar. Doğal gaz ve petrol rezervleri nedeniyle de paha biçilmez bir enerji kaynakları bölgesi.
İşte Orban’ın savaşa rağmen hem Rusya ile olan özel ilişkilerini korumaya çalışmasının, hem de Türki devletler birlikteliğine bu kadar önem vermesinin gerisinde yatan en önemli nedenler bunlar.
Bir koltuğa iki karpuz sığar mı?
Peki ama, hem AB içinde olup, ve hem de bağımsız çıkarlar doğrultusunda “kaçak iş tutmak”, AB temel yönelimleriyle çelişen bağımsız stratejileri yaşama geçirmeye çalışmak nereye kadar başarılı olabilir? Bu iki süreç birlikte ne kadar taşınabilir?
Üzerinde düşülmesi gereken ikinci husus da şu: Orban’ın muhafazakâr Avrupa tezlerinin temelinde “Hıristiyan gelenekler” üzerinde yükselen bir Avrupa modeli var. Avrupa’daki Müslümanlara karşı son derece ihtiyatlı yaklaşıyor. Bosna’ya karşı Sırpları desteklediğini saklamıyor. Hristiyan kökenlere dayalı bir Avrupa Birliği önermek ve öte yandan Hıristiyanlıkla hiç bir ilgisi olmayan Türki devletler birliğiyle böylesine sıkı bağlar örmek ne kadar inandırıcı?
Ve asla göz ardı edilmemesi gereken ve hatta giderek birbiriyle çelişen, bu süreçlerin kırılma noktası olarak kendini hissettiren son husus: hukuk devleti ve temel haklara saygı meselesi…
Macaristan’ın üyesi olduğu Avrupa Birliği ile artık açıkça sırtını yasladığı Rusya ve Türki devletler arasındaki en büyük fark, hukuk devletine gösterilen özen konusunda somutlanıyor.
Avrupa Birliği, Macaristan’ın hukuk devleti uygulamalarında ve temel vatandaşlık haklarına yaklaşımında AB mevzuatından çok, işbirliği yaptığı bu ülkelerdeki rejimlere yakın olduğunu iddia ediyor.
Bu iddialar bilindiği gibi Macaristan’a verilen AB yardımlarının ve fonlarının ödenmesinin geçici olarak durdurulmasına kadar da vardı. Bu ise Macaristan’da ciddi ekonomik ve mali zorluklara yol açtı. Macaristan, % 21,5 enflasyonla AB’nin en kötü ekonomiye sahip üyesi haline geldi.
Gelişmeler, işbirliği yaptığı Asya ülkelerine kaderini giderek daha sıkı bağlayan Macaristan açısından manevra imkânlarının süratle azaldığını gösteriyor.
Bu ise sadece Macaristan’ı değil, Macaristan’la stratejik işbirliği içindeki Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor.
Avrupa, Dünya Karate Federasyonları Hakem Kurul Üyesi Uğur Kobaş, Macaristan federasyonu tarafından yapılacak uluslararası turnuvada şef hakemlik yapacak….
SAKARYA – 10.11.2022 – HİBYA – Cumartesi günü yapılacak turnuva için perşembe günü Budapeşte’ye giden Kobaş, cuma günü turnuvaya katılan hakemlere seminer verecek.
Harran’da Süleyman Demirel Çok Programlı Lisesi öğrencileri güneş enerjisi sistemleri üzerine staj yapmak için Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye gidecek….
Harran’da Süleyman Demirel Çok Programlı Lisesi öğrencileri Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce yürütülen Mesleki Eğitim Akreditasyonu kapsamında güneş enerjisi sistemleri üzerine staj yapmak için Macaristan’ın başkenti Budapeşte’ye gidecek.
Lisenin elektrik-elektronik bölümü öğrencileri Budapeşte’de 1 ay staj eğitimi alacak.
Harran Kaymakamı İbrahim Gültekin de Macaristan’a gidecek öğrencileri kabul etti.
Kaymakam Gültekin, öğrencileri ve proje koordinatörü öğretmeni tebrik etti.
Bugün Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile birlikte Macaristan vatandaşlarının kimlik kartı ile Türkiye’ye girmesine onay çıktı. Fakat Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde Macaristan’a gidecek Türk vatandaşlarına uygulanan vize kararında bir değişiklik olmadığı görüldü.
Macaristan vatandaşlarına Türkiye’ye yapacakları her 180 gün içinde azami 90 gün ikamet süreli turistik amaçlı seyahatlerinde ve transit geçişlerinde vize muafiyeti uygulanacak.
Macaristan’ın kimlik kartı hamili vatandaşlarının Türkiye’ye yapacakları her 180 gün içinde azami 90 gün ikamet süreli turistik amaçlı seyahatlerinde ve transit geçişlerinde vize muafiyeti sağlanmasına, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 18’inci maddesi gereğince karar verildi.
Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.