Altı aydır Macar parlamentosunun gündeminde bulunan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin onaylanması konusu Çarşamba günü nihayet görüşülmeye başlandı.
İki ülkenin NATO üyeliğine kabul edilmesi teklifi şimdiye kadar Türkiye ve Macaristan dışında tüm NATO üyesi ülkeler tarafından ulusal parlamentolarda onaylanmıştı.
Macaristan ise değişik nedenlerle bu konuyu henüz parlamento gündemine almamıştı.
Geçtiğimiz hafta Başbakan Viktor Orban, hükümetinin parlamentodan söz konusu iki ülkenin NATO üyeliğini onaylamasını isteyeceğini açıklamıştı.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, İsveç ve Finlandiya’nın Macaristan’da hukuk devleti uygulamalarının eksik olduğu hakkında yalan haberler yaydığını söylüyor.
Devlet Başkanı Katalin Novak da, söz konusu iki ülkenin NATO üyeliğinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu yolunda bir açıklamayla, parlamentonun bu konuda olumlu karar alması gerektiğini vurguladı.
Ancak tüm bu olumlu sinyallere rağmen, Macar Parlamentosu’ndan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kısa sürede bir onay çıkması beklenmiyor.
Tereddütlerin gerisinde ise, yine Başbakan Viktor Orban tarafından geçtiğimiz Cuma günü bir radyo konuşmasında dile getirilen temkinli yaklaşım yatıyor.
Macar Başbakanı o konuşmasında, her ne kadar Macar parlamentosuna iki ülkenin NATO’ya kabulü yolunda bir karar almasını önereceğini söylese de, partisi içinde iki İskandinav ülkesinin katılımına karşı ciddi bir muhalefet olduğunu da belirtti.
Orban’dan İsveç’e ve Finlandiya’ya yönelik eleştiri
Orban “İsveç ve Finlandiya, Macaristan’ın onların kararına saygı duymasını ve NATO üyeliklerini onaylamasını istiyorlarsa, bu iki ülkenin de Macaristan’a karşı gerçek olmayan iddialar ortaya atmaktan vazgeçmeleri gerekiyor” dedi.
Orban konuşmasının devamında bu iki ülkeyi Macaristan’da hukuk devleti uygulamalarının eksik olduğu hakkında yalan haberler yaymakla da suçladı.
Macaristan başbakanı aynı konuşmasında Türkiye konusuna da girdi ve “İsveç’in Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren terör örgütlerini desteklediği” saptamasını yaparak “Türkiye bizim müttefikimiz ve Türkiye’nin sesini de duymak zorundayız” dedi.
Bu açıklamaların ardından da iktidar partisi FIDESZ’in parlamento grup başkanı Mate Kocsis, Macar parlamentosundan bir delegasyonun sorunlu konuların tartışılması amacıyla İsveç’e gideceğini açıkladı.
Macaristan’ın başkenti Budapeşte şehrinde 15 Mart 2023 tarihinde yarışmayı kazananlar için bir ödül töreni düzenlenecektir ve her birine 2000 (iki bin) ABD dolarlık ödül yetkililer tarafından takdim edilecektir.
Büyük Macar şair Sándor Petőfi’nin doğumunun 200. yıl dönümüne ithafen düzenlenen Uluslararası Şiir Tercüme Yarışması sonuçlandı.
TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev yarışmaya ilişkin sosyal medyada yaptığı paylaşımda aşağıdaki ifadelere yer verdi :
TÜRKSOY ve Macaristan’ın “Lakitelek” Vakfı tarafından 3 ay önce büyük Macar şair Sándor Petőfi’nin doğumunun 200. yıl dönümüne ithafen “Uluslararası Şiir Tercüme Yarışması” ilan edildiğini duyurmuştuk. TÜRKSOY üyesi ülkelerde düzenlenen yarışmada şairin dört mısralık “Aşk ve Özgürlük” şiiri ile birlikte seçtikleri diğer bir şiirini şairlerden kendi ana dillerine tercüme etmesi istenmişti.
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto,”Türkiye, Macaristan’ın dostudur. Zorda kaldığında dostlarımızın yanındayız ve gelecekte de yeniden normalleşmesi için yanında olmayı sürdüreceğiz.” dedi.
Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ülkesini derinden sarstığını, Türkiye’nin dostları olduğunu belirterek, bundan sonraki süreçte de yardımlarını sürdürmeye hazır olduklarını söyledi.
Szijjarto, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Bakanlık’ta yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Türkiye’deki depremlere değinen Szijjarto, “Macaristan’da bizleri, hepimizi deprem haberi derinden sarstı. Zira kardeş bir halk ve millet büyük bir sorun yaşadı ve bu bizi tasalandırdı.” dedi.
Szijjarto, Türkiye’ye yardımları 24 saatten daha kısa sürede ulaştırdıklarının altını çizerek, “Tabii ki böylesine devasa büyük bir afete tamamen hazırlanılamaz.” ifadesini kullandı.
Macaristan’ın Türkiye’ye 167 arama kurtarma personeli ve 28 köpek gönderdiğini belirten Szijjarto, bu ekibin 35 insanın hayatını kurtardığını kaydetti.
Szijjarto, bundan sonraki süreçte evlerini kaybedenlerin desteklenmesinin en önemli konu olduğunu vurgulayarak, beraberinde bir askeri helikopterle 10 tonluk tıbbi ve insani yardım getirdiklerini, bundan sonraki süreçte de ihtiyaç doğrultusunda yardımlarını sürdüreceklerini ifade etti.
“Gelecekte de doğal gaz çeşitlendirme planlarımız Türkiyesiz olamaz”
Türkiye ve Macaristan’ın stratejik ortaklığını sürdürdüğünün altını çizen Szijjarto, “Türkiye, Macaristan’ın dostudur. Zorda kaldığında dostlarımızın yanındayız ve gelecekte de yeniden normalleşmesi için yanında olmayı sürdüreceğiz.” mesajını verdi.
Szijjarto, Türkiye olmadan enerji arzı güvenliğinin sağlanamayacağını vurgulayarak, “Türkiye, Macaristan doğal gaz arzının büyük bir kısmını transit olarak sağlamakta. Gelecekte de doğal gaz çeşitlendirme planlarımız Türkiyesiz olamaz. Zira Azerbaycan’dan gelen doğal gaz alımı ancak orta Avrupa’ya Türkiye üzerinden transit olarak geçerek mümkün. Doğrudan ticari görüşmeler de başladı.” değerlendirmesinde bulundu.
– Türkiye’nin arabuluculuk çalışmalarına övgü
Türkiye ile Macaristan arasındaki dayanışmanın gelecekte de süreceğini belirten Szijjarto, şunları kaydetti:
“Uluslararası politikada barışın gücünü artıralım, sesini artıralım. Bu, bizim için kritik önemde. Zira biz doğrudan Ukrayna’nın komşusuyuz ve Türkiye’nin bu barış sesini artıran pozisyonuna saygı duyuyoruz, değer veriyoruz. Ukrayna’daki savaşın bir an evvel sona ermesi bizim menfaatimize çünkü ancak böyle insanların hayatını kurtarmak mümkün olabilir. Biz hemen ateşkes yapılmasını ve barış görüşmelerinin başlamasını istiyoruz. Görüşmelerin arabuluculuğu ümitsiz değil, bunu Türkiye kanıtlıyor.
Türkiye, aracılık görüşmesinde tahıl koridorunda olduğu gibi başarılı. Dostum Çavuşoğlu’nun da bunda katkısı var. Macaristan, bundan sonra da Türkiye’ye bütün desteğini sunmaya devam edecek.”
Macar Bakan, AFAD’da açıklamalarda bulundu
Bakan Szijarto, daha sonra Ankara’da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına (AFAD) geçerek AFAD Başkanı Yunus Sezer ile açıklamalarda bulundu.
Szijjarto, “Şubat başında yaşanan bu ağır depremi Macaristan’da haberlerden şok olarak izledik, malumat edindik. Biz Türk halkını, Türk milletini kardeş bir millet, halk olarak gördüğümüz için derhal yardıma koştuk.” dedi.
Askeri nakliye uçağıyla yardım malzemeleri getirdiklerine işaret eden Szijjarto, “Biz tabii ki ilk önce arama kurtarma çalışmaları sonrasında en önemli konu barınma konusu olduğu için yanımızda 10 tonluk yardım malzemesi getirdik.” diye konuştu.
Türkiye’nin ihtiyaç duyacağı malzemeleri sağmaya devam edeceklerini kaydeden Macar Bakan, “(Ulaştırdıkları) Yardımlar kısmen ilaçlardan, kısmen de kışın zor şartlarını geçirmek için gerekli malzemelerden oluşmakta. Seyyar yataklar, battaniyeler ve uyku tulumlardan oluşmakta.” şeklinde konuştu.
AFAD Başkanı Yunus Sezer de Macaristan’ın, Kahramanmaraş merkezli ve sonrasında yaşanan depremlerde yardıma ilk gelen ülkelerden olduğunu belirterek, “167 arama kurtarma personeliyle Kahramanmaraş’ta ve diğer illerimizde arama kurtarma çalışmalarına yoğun bir şekilde katıldılar, bölgedeki ihtiyaçlara göre insani yardım desteklerinde de bulunuyorlar.” dedi.
Macaristan’ın Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası yardımları
Depremlerden sonra Budapeşte’de açılan AFAD hesabına toplam 285 bin 500 dolar nakdi yardım yatırıldı, Macaristan Ulusal Meclisi tarafından yaklaşık 14 bin dolar bağışta bulunuldu.
Ayni yardımlar kapsamında Antakya’ya su arıtma cihazı yönlendirildi. Macar Bakan, Türkiye ziyaretiyle de beraberinde çok sayıda battaniye, uyku tulumu, yatak ve tıbbi malzeme getirdi.
Rus tarihçi Gumilev, Kıpçaklar’ın sarışınlıklarını Avrupaoid atalara bağlar. Kıpçakların bronz çağında Minusin havzasında ve Altaylar’da yaşayan Avrupaoid Dinlinler’den türediklerini söyler.
Sarışın hatta renkli gözlü Türk olur mu? Olmaz demeyelim hemen. Çünkü var. Türkçe konuşan Kıpçaklar böyleydi. Ruslar onlara Polovets, Bizanslılar Kuman, Macarlar Kun, Moğol ve Çinliler Kıpçak diyor. Türkler ise Kıpçak veya Kıbçak adını vermiş. İslam tarihinde de Kıpçak olarak geçiyor adları.
Ayrıca “Bremenli Adam’ın 11. yüzyıla ait Latince eserinde zikrettiği palladi; 13. yüzyıl Orta Almanca ve Latince metinlerde görülen valwen; Edessalı Mateos’un 12. yüzyıldan kalmış Ermenice kitabında zikrettiği xarteşk’n adları da, komşuluk temaslarından sonra yapılmış birebir kelime tercümeleridir. Hem Türkçe’de hem de diğer dillerde Kıpçak – Kuman sözcükleri sarışın anlamına gelmektedir. Kıpçaklarda da diğer bazı Türk boylarında olduğu gibi bir ‘sarışın’lık ve açık renk göz durumu söz konusudur. Ayrıca görüşlerden bazıları etnonimin Rusça versiyonu olan polovets adının Slav dillerinde hep sarı değil, bazen mavi rengi (göz) de bildirdiğini belirtir.” [1]
KIPÇAKLAR’IN ATALARI KİMLERDİR?
Türkler’le ilgili konuşurken kana dayalı bir tanımlamanın ne kadar yanlış olduğunu yıllardır söylemeye çalışıyorum. Çünkü Türk adını taşıyan veya Türkçe ya da lehçelerini konuşan halkların tümü aynı kökenden gelmiyor. Asya Hunları yani Çinliler’in deyişiyle Hiong-noiler birçok başka halkları da içeriyordu. İçermek sözcüğünü özellikle kullandım. Hiong-noileri Türklerin atası olarak kabul edenler biraz hata yapıyor. Çünkü onlar yalnız Türklerin değil başka bazı halkların da atası. Yani bir göçebe federasyonuydu Hiong-noi “devleti”. Devlet deyince bugünkü anlamında kullanmıyorum tabii ki. O zamanlar devlet falan yoktu. Büyük veya küçük bir topluluğu yöneten yönetici vardı.
Hiong-noileri önceleyenler kimlerdi, bu konuda da kesinleşmiş bilgimiz yok. Ama Kıpçak boyu bize bu konuda çok anlamlı bir veri sunuyor. Türkmen değiller ve fiziksel özellikleri de onlara benzemiyor ama Türkçe konuşuyorlar.
Peki bu nasıl oluyor?
Rus tarihçi Gumilev, Kıpçaklar’ın sarışınlıklarını Avrupaoid atalara bağlar. Kıpçakların bronz çağında Minusin havzasında ve Altaylar’da yaşayan Avrupaoid Dinlinler’den türediklerini söyler. Bilahare Kimaklar’la birlikte yaşamaya başlamaları, daha önce ise Hunlar’ın bir kolunu teşkil etmeleri sebebiyle ırkî özelliklerinde değişiklikler olduğunu ve dış görünüşlerinde Hun tipinin bazı unsurlarının belirginleştiğini belirtir. Hunlar’ın (yani Çinlilerin verdiği adla Hiong’noilerin) mongoloid ırka mensup olmakla birlikte Kuzey Amerikalı yerlilerine birazcık benzeyen yüz hatlarına sahip olduklarını da ekler. “350 yılında Çin’de yaşayan Hunlar öldürülmeye teşebbüs edilince kalkık burunlu ve sakallı birçok Çinli de öldürülmüştü. Bu yüzdendir ki Kıpçak Kimak karışımı olanlar geniş yüzlü Avrupaoidler arasında fark edilmemektedirler” der.[2]
Gumilev, Kıpçaklar’ın güney komşuları Türkmenler’den farklı bir fiziğe sahip olduklarını kaydederek Çinlilerin Kıpçakları sarı saçlı ve mavi gözlü olarak nitelendirdiklerini söyler. Memluk hükümdarı Sonkor’un sarışın ve tabii ki Kıpçak olduğunu belirtir. Macaristan’daki Kuman torunlarına parlak, lepiska kıvırcık saçlı ve mavi gözlü oldukları için –aralarında esmerlerine rastlansa da- çango dendiğini aktarır. Ruslar’ın taktıkları Poloves lakabının polova kelimesinden geldiğini ve parlak saç rengini andıran ufalanmış saman anlamına geldiğini belirterek 14.yüzyılda yaşayan Arap coğrafyacısına göre Kıpçakların, kendilerine has dindarlıkları, cesaretleri, çeviklikleri, güzel çehreleri ve düzgün yüz hatları ve asaletleriyle diğer Türkler’den ayrıldığını söyler. Ruslar’ın ilk defa 1055’te onlarla çarpışıp barış anlaşması imzaladıkları dönemde ak gözlü ve sarı saçlı halleriyle dikkat çektiklerini kaydeder.[3]
KIPÇAKLAR’DA HATUN DA ERKEK GİBİ YARLIK VERİRDİ
Rus tarihçi A.Yakubovskiy, Kıpçaklar’ın halifenin sözünü dinlemediğini yani emirlerine uymadığını, yasalarını uygulamadığını kaydederek kadınların Kıpçak toplumundaki erkeklerle eşit ve hatta bazen üstün rolünü Arap tarihçi Omari’den naklen şöyle anlatır:
“Al-Omari şöyle diyor: ‘Kıpçak halkı (Irak ve Acem halkı gibi) halifenin yaptığı kanunlara göre hareket etmez. Kadınlar onlarla (erkeklerle) birlikte yönetime katılır. Verilen emirler onlardan (yani han ve hatunlardan), hatta daha çok hatunlardan çıkar… Gerçekten, bizim zamanımızda, bir kadının onun kadar hüküm sahibi olduğunu görmediğimiz gibi, bize yakın zamanlarda da buna benzer bir örnek işitmedik.”[4]
Al-Omari’nin “bizim zamanımız” veya “bize yakın zamanlar” demesine açıklık getirelim. Kendisi 1301 ile 1384 yılları arasında yaşamıştır.
KIPÇAKLAR’IN TORUNLARI KARAÇAYLAR VE MALKARLAR
Araştırmalar bugün Kafkasya’da yaşayan Karaçay ve Malkar halklarının Kıpçaklar’ın torunları olduğunu göstermiştir. Nerede yaşadıklarına gelince…
Karaçay-Malkarlar, Kafkas Dağları’nın yüksek bölgelerinde ve derin vadilerde yer alan köylerde yaşayan topluluklardır. Elbruz dağının bir ucunda Karaçaylılar, diğer yamacında Malkarlar yaşar. Bu coğrafi konumun dışında aralarında hiçbir farklılık yoktur.
Dilleri Batı Türk Dilleri Grubu’ndandır. Kıpçak ve Kıpçak alt grubunda sınıflandırılabilir. Kuzey Kafkasya’da bulunan Kumukça ve Nogay diline de benzerlik gösterir. Tarihî, antropolojik, arkeolojik ve linguistik araştırmalar Karaçay-Malkarların bu bölgede uzun yüzyıllar hākimiyet kuran Türk kavimlerinin torunları olduklarını ortaya koymaktadır. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının oluşmasında Hunlar-Kara Bulgarlar, Alanlar, Hazarlar ve Kıpçaklar gibi Türk kavimlerinin payı vardır.[5]
KIPÇAKLAR MEZARLARIN ÜZERİNE İNSAN HEYKELLERİ YAPARDI
A.Yu. Yakubovski 11-13. yüzyıllarda Kumanlar’ın ölü gömme törenleri hakkında bilgi verirken G.Rubruquis’e başvurur.
Kıpçaklar, ölünün üzerine büyük bir tümsek yapar ve bunun üzerine yüzü doğuya dönük, elinde göbeğinin hizasında bir bardak bulunan bir heykel dikerler.
“Kumanlar, zenginler için ehramlar, yani sivri binalar yaparlar. Bazı yerlerde tuğladan büyük kuleler, bazı yerlerde de taştan evler yapıldığını gördüm. Hâlbuki bu ülkede taş yoktur. Yeni ölen birinin mezarına, her yöne dörder tane olmak üzere, uzun sırıklara on altı at derisi astıklarını ve önüne içmek için kımız, yemek için de et koyduklarını gördüm. Bu ölünün tanassur ettiğini söylüyorlardı.” [6]
Tanassur etmenin Hristiyanlaşmak anlamına geldiğini, piramit biçimindeki mezar evlere ise Keşene dendiğini ekleyelim.
İSLAMİYETİ KABUL ETTİLERSE DE ÖLÜ GÖMME ADETLERİ DEĞİŞMEDİ
Karaçay Malkarlar İslamiyet ile çok geç tanıştı. Ama görünüşe bakılırsa 18.yüzyılda Müslümanlığı kabul eden Karaçay Malkarlar’ın adetlerini pek değiştirmediği görülür. Örneğin ölülerini yine eski inançlarına uygun biçimde gömüyorlardı.
“Karaçay Malkar halkı 18. yüzyıl sonlarında İslamiyet’le tanışıncaya kadar birtakım doğa güçlerine dayanan ve bir tür Şamanizm diyebileceğimiz bir inanç sistemine sahip bulunuyordu.
Karaçay Malkar Bölgesi’nde ortaya çıkarılan eski Kıpçak kurgan ve mezarları Kıpçaklar’ın ölü gömme adetlerine ışık tutması açısından önemlidir. Bu Kıpçak mezarları ayrıca, 14-18. yüzyıllar arasına ait İslamiyet öncesi Karaçay Malkar mezarlarına benzerlik göstermesi açısından da ilginçtir.” [7]
KARA KİYGEN NEDİR?
Halkbilimci Ufuk Tavkul Karaçay Malkar’da yas tutma süresinin uzun olduğunu, yakın akrabası ölenlerin yalnızca siyah renklerden oluşan elbise giyerek yas tuttuklarını böyle belli ettiklerini yazar. “Buna kara kiygen denir. Yas tutma süresi kırk gündür. Bazıları ise bir yıl ya da daha uzun bir süre siyah elbiseler giyerek yas tutar. Ömür boyu yas tutan kadınlar da olur. Ölenin karısı, kocasının öldüğü gün giydiği elbiseyi bir yıl çıkarmaz.” [8]
CODEX CUMANİCUS (KODEKS KUMANİKUS)
Kıpçaklar’dan Avrupalılar’ın derlediği sözcüklerden oluşan ünlü bir kitap da vardır. Alman ve İtalyanlar’ın derlediği iki parça halindeki bu kitap, Kıpçak yani Kumanların Hıristiyanlığı kabul etmesi için misyonerler tarafından kaleme alınmıştır. Codex, genelde kitap anlamına gelse de birtakım kuralların ve ‘dikte’lerin yer aldığı yapıt demektir. Yani Türkçe’ye çevirmeyi denersem ‘Kumanlar için Kurallar ve Dikteler’ anlamına gelir. Biliyorum çok amatörce bir çeviri oldu ama sanırım derdimi anlatabildim.
Codex Cumanicus’tan söz edeyim biraz da. Altınordu Devleti’nin başkenti, yani bir Kıpçak kenti olan Saray, büyük bir medeniyet ve kültür şehri olması nedeniyle, Cenevizli ve Venedikli tüccarların ticaret yaptığı zengin bir coğrafya hâline gelmiştir. Bu zengin coğrafyada yazılan Codex Cumanicus iki ayrı defterden oluşmaktadır. Birincisi, Kıpçaklar ve Farsça konuşan İlhanlılarla ticareti kolaylaştırmak için İtalyan tüccarlar tarafından yazılmış bir gramer ve sözlük kitabıdır. Özellikle Venedik ve Cenevizlilerin kullandığı Latince kelimelerin Farsça ve Kıpçakça karşılıklarının verildiği bu bölüm 55 yapraktan oluşmaktadır. Burada hem gramer bilgileri, özellikle fiil çekimleri hem de ticareti yapılan malların adları üç dilli olarak listelenmiştir. Sadece ticareti yapılan malların adı değil aynı zamanda dinî terimler, yiyecek içecek adları, hayvan adları gibi daha birçok malzeme, kelime listeleri şeklinde verilmiştir. Bu defter İtalyan Codexi olarak da anılmaktadır. İkinci defter, misyonerler tarafından yazılmış Hıristiyanlığa ait dinî hikâyeler, İncil’den parçalar, ilahiler, vaazlar ile 47 bilmece, aŋla- fiilinin çekimleri, iki sayfalık Latince yazılmış Kıpçak gramerinin bazı özellikleri ile kelime ve cümlecik listelerinden oluşmaktadır. Alman Codexi denilen bu bölümde kelime listelerinin karşılıkları çoklukla orta Almanca olarak verilmiştir. Bu defter birbiriyle ilgisiz sayfaların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Bu yüzden eserde çok farklı kalemler ve imlalar denenmiştir. Codex Cumanicus, hem çağdaş Kıpçak grubu hem de bütün Türk lehçeleri açısından gerek sözvarlığı gerek eserde kullanılmış olan alfabenin dönemin dilini Arap alfabesinden daha iyi yansıtması sebebiyle oldukça kıymetli bir eserdir. Eserden ilk kez 1656 yılında Tomasini bahsederken eserin ilk bilimsel neşrini de 1880 yılında Comes Geza Kuun gerçekleştirmiştir.[9]
KIPÇAKÇA ATASÖZLERİ
Son olarak Kıpçakça ile tanışın. Bazı sözcükleri zaten anlayacaksınız, bazıları ise bugün kullandığımız anlamdan farklı anlam taşıyor. (Soufilia Semenova’nın Nart Boyu Türkleri Hun-Karaçaylıların Atasözleri adlı yapıtından alıntıladım.)
KONUK YAZAR
Acaşsan da cıyın bla acaş : Kaybolsan da toplulukla kaybol.
Acir bla cağalaşhan alaşanı sırtı cavur : Aygırla dalaşan beygirin sırtı yağır olur.
Acuvnu darmanı zaman : Acının dermanı zamandır.
Aç karınnı tok bilmez : Tok açın derdini bilmez.
Açı kızıl terk onnar : Parlak kırmızı çabuk solar.
Açı sınağan başhanı açıtmaz : Acı yaşayan başkasına acı yaşatmaz.
Dr. Mark Hyman: Bu hafta travma hakkında konuşacağız. Hoş geldiniz Dr. Gabor. Kitaplarınızda bir tanım var: Travmanın yaşadığımız şeylere göre değil bizim onlardan çıkardığımız anlama göre belirlendiğini söylüyorsunuz. Bu kanıya nasıl vardınız? II. Dünya Savaşı döneminde Macaristan’da doğdunuz, Nazi rejimi vardı, siz de bir Yahudisiniz. Yani travmanın içine doğdunuz. Kendi travmanızın kültürel boyutunu nasıl fark ettiniz?
Dr. Gabor Maté: Travma deyince çoğumuzun aklına doğal felaketler, anne-baba ölümü, ya da cinsel, duygusal, fiziksel istismar gibi büyük felaketler geliyor. Travma sözcüğünün gerçek anlamı “yara” ve insan çok farklı şekillerde yaralanabilir. Özellikle bir çocuğun yara alması için büyük olaylara gerek yok. Anlaşılmak ve saygı görmek gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmaması bile yetebilir. Dolayısıyla travma başımıza gelen şeyler değil içimizde gerçekleşen bir durum. Travma aslında içimizde tuttuğumuz yara demek ve yaşadığımız olaydan ibaret değil. Aslında böyle olması daha iyi. Çünkü geçmişte başıma gelenleri değiştirememem ama kendimi değiştirebilirim.
Kaynak: libri.hu
Üstelik çevreye göre de belirleniyor. Örneğin otoimmün hastalıkların yüzde 80’i kadınlarda görülüyor. Bu çok büyük bir gizem. Çünkü 1930’larda bazı rahatsızlıkların cinsiyet dağılımı eşitti. Şimdi ise kadınlar büyük çoğunlukta ve bunu sadece genetikle, hava durumuyla veya gıdayla açıklamak mümkün değil. Ne değişti? Belki de kadınlar ailenin ve çoğu zaman eşinin duygusal yükünü taşımanın yanı sıra artık iş hayatında da yer aldığı içindir. Stres arttıkça insanlar yalnızlaşıyor. Yani hastalıklar kişinin bireysel biyolojisine bağlı olgular değil, toplumsal ve kültürel çevre, ekonomi, siyaset, kişinin ilişkileri ve kuşaklara dayanan tarihi de dahil olmak üzere birçok faktörün sonucu. Batı tıbbının yaptığı gibi zihni bedenden ve bireyi çevreden ayırmak kesinlikle bilimsel değil ve yararsız bir yaklaşım. Sağlığı belirleyen toplumsal etkenler var. Aynı kentte yaşayan kişilerin yaşam beklentisi ekonomik durumlarına göre 30 yıl farklılık gösterebiliyor. Kadın olmak başlı başına risk
Deprem bölgesindeki kurtarma çalışmalarına destek için dünyanın dört bir yanından uzman ekipler Türkiye’ye geldi. Onlardan biri de Macaristan ekibiydi. Macar ekibin üyelerinden Ilka Kovács, CNN TÜRK’e konuştu. Bölgede yaşadıklarını anlattı. “Gözyaşlarımızı tutamadığımız anlar oluyordu” dedi.
Kaznak Ilka Kovács Facebook
Macaristan Hükümet Sözcüsü Zoltan Kovács’ın kızı Ilka Kovács. Deprem bölgesindeki arama-kurtarma çalışmalarına katılan Macar ekibinde görev aldı. İki büyük depremin taş üstünde taş bırakmadığı kentlerde, gördüklerini, yaşadıklarını CNN TÜRK’e anlattı.
İspanya’dan deprem bölgesine gelen GIREcan itfaiye ekibi
Özge Özdemir, Ilgın Yorulmaz, Stelyo Berberakis ve Tarık Demirkan | Londra, Tokyo, Atina ve Budapeşte
Kahramanmaraş ile beraber 11 şehri etkileyen depremlerin ardından dünyanın dört bir yanından arama ve kurtarma ekipleri bölgeye gitti.
74 ülkeden en az 7 bin kişi, arama ve kurtarma çalışmalarından sağlık alanındaki faaliyetlere kadar çok farklı şekilde depremzedelere yardım etti.
BBC Türkçe’ye konuşan farklı ülkelerden yabancı arama ve kurtarma ekibi personeli, bu büyük afetin yol açtığı yıkımdan çok etkilendiklerini, bölge halkının yardımlarını ve cömertliğini unutamayacaklarını anlattı.
A weboldalon cookie-kat használunk, amik segítenek minket a lehető legjobb szolgáltatások nyújtásában. Weboldalunk további használatával jóváhagyja, hogy cookie-kat használjunk.