“Türklerin ve Macarların Ortadoğu Kökenleri Üzerine”, Turan, Sayı 9 (2010), s.27-46.

 

o_karatay

Devamı>>>

academia.edu


hun_1ado

2 COMMENTS

  1. Hun Yurdu’nun Çocukları: Macarlar

    Macarlar, ağırlıklı olarak Macaristan’da, ayrıca azınlık topluluklar halinde Orta Avrupa’da yaşayan Hun Türkleriyle akrabalığı olan Macarca’yı konuşan Turan ulusudur.

    Bugün dünyada Macarca konuşulan nüfus dağılımı şöyledir.

    Macaristan: 10 milyon

    Romanya Karpat Szekly:1.435.000 Macar

    Slovakya.525 bin Macar

    Sırbistan Karadağ:339 bin Macar

    Ukrayna: 156 bin Macar

    Macarların Fin-Ugorlarla akraba olduğu tezi Avustralya-Macaristan İmparatorluğu döneminde Alman kökenli etnolog ve antropologlar tarafından ortaya atılan ve Macarların Hunlarla Akrabalığını gizlemeye dayanan dolaysıyla Müslüman Türklerle Akrabalık yerine Hristiyan inlilerle akraba olduğu tezi bilimsel temeli olmayan bir tezdir ve Katolik kilisesi tarafından Hristiyan birliğine hizmet ettiği için desteklenmiştir. Aslında Macarlar, Hun kökenli oldukları için Ural-Altay ailesine mensup Türklerle yakın akrabadır.

    Macarların ana yurdu olan Ural dağları ile Volga nehri dolaylarıydı. Fin-Ugor kavimlerinin doğudaki kolu olan Ugorlar daha sonra güneye inerek Onogurlar karıştılar. Daha sonra batıya göç eden Hunlarla karıştılar. Bu üç boyun karışmasıyla Volga bölgesinde “Macar” kavmi meydana geldi. Sabirlerin baskısıyla yurtlarından ayrılarak Kuban Irmağı dolaylarına yerleştiler. Daha sonra Hazar hakimiyetini kabul ettiler (460). Daha sonra bu boylara Hazarlar’dan olan Kavar adlı üç boy katıldı. Yani günümüz Macarları üçü Türk dört kavmin birleşmesinden doğmuştur: Onogurlar, Ugorlar, Hunlar ve Kavar Hazarları.

    Batı Sibirya’da yaşayan Ugor ve Türk kökenli halkların karışmasıyla ortaya çıktıklarına inanılan tarihteki ilk Macarların ataları, milattan sonraki 4. yüzyılda Hun akınları neticesinde Magna Hungaria’ya, yani Volga nehrinin orta akış bölgesine göç etmişler, bu andan itibaren Macarlar Türk kökenli Onogur-Bulgar kavimleriyle ilişkiye geçmiş ve atlı-göçebe yaşam biçimini benimsemiştir, 5. yüzyıl başlarından önce de güneybatıya doğru göç ederek Hazarların yaşadığı topraklara sızmayı başarmışlardır.

    9. yüzyılın ilk yarısına doğru Don Nehrinin sağ yakasını yurt edindiler. Bu dönemde siyasal ve toplumsal örgütlenmeleri, Hazarlardan ayrılmış Kavar kökenli üç kabileyi de içine alan 10 kabilenin oluşturduğu bir federasyona dayanıyordu. Macarlar 839’da Aşağı Tuna, 862 yılında Karpatlar Havzası’nda akınlar yaptılar. 894’te Peçenek saldırıları sebebiyle batıya yöneldiler ve Bizans’ın da teşvikiyle 895’te Álmos’un halefi ve oğlu Árpad liderliğinde Karpatlar Havzası’ndaki Bulgarlara akınlar düzenlediler ve ertesi yıl bu bölgelere yerleştiler. Yarım yüzyıl sonra denetim altına alınıncaya değin Bremen, Orléans ve Konstantinopolis’e (İstanbul) yakınlarına kadar akınlar düzenleyerek bütün Avrupa’ya korku saldılar. Anglo-Sakson halkları tarafındansa Macarlar’a öteden beri Hun denilmektedir. Batı dillerinde Macarlar için kullanılan Hungarus, Ungarn, Hungary isimlerinin kökeni de Türk Onogur kavmine dayanır. Bir görüşe göre de Macarlar günümüzde Fin-Ugor kavimlerinin daha çok Ugor koluna mensup halk ve bu halkın soyundan gelen kimseler olarak kabul edilir. Ancak Ugorlar, tarih boyunca öteki halklarla da karışmıştır. Macar Türkolog Rásonyi, Macarların kökeni ile ilgili şunları söylemiştir: “Türkler Macarların babası, Fin-Ugorlar ise anasıdır.”[13]

    Macaristan eskiden de Avrupa’nın kavşak noktalarından biriydi. Bu nedenle birçok kez istila edildi, çeşitli saldırılara uğradı ve sınırları yüzyıllar içinde bazen genişledi, bazen de daraldı. (Sözcük anlamı “sınır muhafızı” olan Sekel adının, doğu sınırlarını korumak amacıyla Transilvanya’ya (Erdel) gönderilen Macarlara bu nedenle varildiği sanılır.) Slavlar, Almanlar ve Rumenlerle çevrili olan Macarlar, sürekli ilişkiler sonunda fiziksel ve kültürel bakımdan geniş çaplı bir değişim geçirdiler. 16. ve 17 yüzyıllarda Osmanlıların, ardından güçlü bir Almanlaştırma politikası izleyen Avusturya Habsburglarının egemenliği altında kaldılar. Bununla birlikte Macar ulusal bilinci sönmedi. Macaristan 1867’de özerkliğini, 1918’de de bağımsızlığını kazandı.

    Eski tarih kaynaklarında Macaristan’dan Hungarus diye bahsedilmektedir. Macaristan’ın bulunduğu Tuna havzası ve Karpatlar bölgesi, coğrafi yer itibariyle kuzeyden ve doğudan devamlı gelen istilaların, akınların mecburi geçiş yolu olmuştur. M.Ö. üçüncü asırda Keltler’in, sonra Daklar’ın istila ettiği Hungarus, M.Ö. 1. asrın sonlarında Romalıların hakimiyetine girmiş ve bu hakimiyet M.S. 4. asıra kadar sürmüştü. Panonya 4. asırda Attila idaresindeki Hunların, 6. asırda da Volga Nehrinin doğusundan Tuna Havzasına kadar gelen Avar Türklerinin istilasına uğradı ve Avarlar burada kuvvetli bir imparatorluk kurdular. İki yüz elli yıl Orta Avrupa’ya hakim oldular. Önceleri Şamanistken giderek Hıristiyanlığı benimsemeye başladılar ve 769’da Charlemagne tarafından ortadan kaldırılan Avar Türkleri, böylece Hıristiyanların özellikle Slavların arasında eriyip kayboldular.

    1869 yılında Urallar’ın doğu yamaçları ve Orta Volga arasında yerleşmiş olup, Hazar Türklerinin bir kolu olan Arpatlar batıya göç ederek, Karpatlar ve Tuna havzasını işgal ettiler. Macarlar’ın asli unsurunu meydana getiren Arpatların güneye ve batıya yaptıkları akınlar, Germen İmparatoru Birinci Otto tarafından önlenince göçebelikten yerleşik hayata geçtiler. Moğol istilasına kadar Macaristan’da istikrarlı bir devre başlamış oldu. Orta Asya gelenek ve yaşayış tarzlarını bir süre devam ettirmiş Arpatlar, Arpad hanedanlığının kurucusu Arpad, 9. yüzyılda Macar Boyları’na önderlik ederek Avrupa’da fetihler yapan ve kendi soyundan gelenler ile Árpádlar Hanedanı’nı kuran Macar hükümdardır. Prens Geza 972-997 I. Géza kitály (Magnus) 1074-1077. II. Géza király. 1141-1162 zamanında Hunlar ve Avarlar gibi Hıristiyanlığı kabul ettiler. Türklüklerini tedricen kaybedip Hıristiyanlaşmalarına rağmen, Macaristan’da bugün bile birçok Türkçe kelime ve yer adları kullanılmaktadır. Mesela, tyuk, (tavuk), birska (bıçak), szakall (sakal), tengez (deniz), sarga (sarı) teknö (tekne), borju (buzağı), sator (çadır) gibi daha pekçok kelime, Macarların Türk asıllı olduklarını bariz bir şekilde göstermektedir.

    Moğol istilasından sonra Arpat Hanedanının yerine, yabancı soydan gelen Anju Hanedanı geçti. 1787’den itibaren Macaristan’da idareyi ele alan Sigismund ile beraber bazı fasılalar olmasına rağmen Macar Halkı, Alman asıllı krallarca idare edildi. Macarlar, Osmanlıların Balkanlardaki ilerleyişini durdurmak için 1396’da 130.000 kişilik bir orduyla harekete geçtiler. Niğbolu önlerinde Yıldırım Bayezid Han (1389-1402) karşısında ağır bir yenilgiye uğradılar. Ancak bundan sonra, devamlı surette, bizzat veya yardımcı olarak Osmanlı fütuhatını engellemeye çalıştılar. 1526’da Mohaç’ta tekrar Macar ordusu Osmanlılara yenildi ve Orta Macaristan fethedildi. Macaristan Osmanlı hakimiyeti altına girmişse de bu hakimiyet tam olarak kurulmayıp, Transilvanya ve Karpatlar bölgesi Osmanlı tabiiyetinde kalmak üzere Prens Zapolya’ya verildi. Kuzey ve kuzeybatı Macaristan Avusturya’da kaldı. Zapolya’nın ölümüyle halefi ve varisi Janos isimli bir çocuğa taç giydirilince, Osmanlılar Avusturya’ya fırsat vermeden buraya yerleşmek için, Macaristan’ın tamamı Osmanlı eyaleti haline getirildi ve Budin Beylerbeyliğine bağlandı.

    Macaristan 1699’daki Karlofça Antlaşmasına kadar yüz altmış beş sene Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Osmanlıların Macaristan’daki hakimiyet devirleri, bugün bile hasreti çekilip çeşitli vesileler ile bunun ifade edildiği tam bir huzur, sükun, adalet ve imar devri oldu. Burada görev yapan Osmanlı paşa ve devlet adamlarının da yaptırdıkları başta hamamlar olmak üzere pekçok eserler büyük bir yekun teşkil etmekte olup, Macaristan’ın Avusturya idaresine düştüğü zaman yapılan tahribata rağmen bazıları günümüze kadar gelebilmiştir. O devirlerde mezhep savaşları ile çalkalanan Avrupa’da, Macaristan başta olmak üzere, Osmanlı toprakları Protestanların sığınak yeri oldu. Osmanlı-Macar münasebetleri sosyal ve iktisadi, her alanda gelişti ve Macaristan’da Osmanlı kıyafetleri giymek moda oldu. 1604’teki Osmanlı-Avusturya savaşında Macarlar Osmanlıların yanında yer aldılar ve kurulan Erdel Beyliği içişlerinde bağımsız ancak, Osmanlı Devletine tabi olmak üzereMacarlara verildi.

    Macaristan 1689’da Avusturya’nın eline geçtikten sonra da bağımsızlık hareketleriOsmanlılarca desteklendi. 1682-1684’te İmre Thököly’nin, 1703-1711’de Ferenc Rakoczi’nin bağımsızlık hareketleri başarısızlıkla sonuçlanınca diğer isyancılar ile beraber Osmanlı Devletine sığındılar. Thököly İzmit’te, Rakoczi Tekirdağ’da ölene kadar misafir muamelesi gördüler. 150 yıl sonra Osmanlı Devletine gelen Macar heyeti, Tekirdağ’a yerleştirilen mültecilere verilen araziyi satın almak için kendilerine müracaat eden Türk köylülerine hayran kaldılar. Rakoczi’nin arkadaşı Kelemen Mikos’un yazdığı ve mültecilerin hayatını anlatan Türkiye Mektupları isimli eseri bugün Macar tarihi ve edebiyatının kaynak kitapları arasında sayılmaktadır.

    Ferenc Rakoczi’nin başarısız teşebbüsünden sonra Macaristan Avusturya’nın yarı kolonisi haline geldi ve bugüne kadar, Osmanlı hakimiyetindeki hürriyetini, iki dünya savaşı arasındaki devir hariç bir daha göremedi. 1785’te Almanca resmi dil olarak kabul edilip, Avusturya ile Macaristan arasında gümrük birliği ilan edildi. 1848’de Lajos Kossuth’un bağımsızlık hareketi (Bkz. Kossuth, Lajos) Rusya’nın yardımıyla bastırıldıktan sonra büyük bir baskı rejimi başladı, ancak 1876’da Macaristan,Avusturya sınırları içinde federatif bir devlet haline gelebildi. Böylece Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ismiyle ikili bir monarşi kuruldu. Avusturya, 1914’te Birinci Dünya Harbine girince Macaristan da katılmak mecburiyetinde kaldı. Ancak Avusturya’nın teslim olması üzerine Macaristan ayrılarak cumhuriyet ilan olundu. 1919’da bastırılan Bela-Kun idaresindeki komünist ayaklanmasından sonra Amiral Horty 1 Mart 1920’de kral naipliğine getirildi. Macaristan, 1920’de yapılan Trianon Antlaşması ile topraklarının üçte ikisini, nüfusunun beşte birini kaybetti.

    İki dünya savaşı arasında Macaristan ideolojik ve ekonomik yönden Hitler Almanyası’na yaklaştı ve Antikomintem pakta katıldı. 1941’de Almanya ile beraber Rusya’ya karşı İkinci Dünya Savaşına girdi. Ancak 1944’te Almanya ile arası açılınca Hitler Macaristan’ı işgal ettirdi. Amiral Horty’nin Macaristan’da yirmi dört yıllık idaresi sona erip, yerine Szalas getirildi.

    Szalas’ın kurduğu terör rejimine karşı başlayan muhalefet, komünistlerin güçlenmesine ve Rusların Macaristan’ı işgaline yol açtı. 4 Şubat’ta cumhuriyet ilan edildi ve aynı sene madenler, ağır sanayi tesisleri, bankalar devletleştirildi. Üç milyon hektar arazi, sahiplerinden zorla alındı. Macaristan İşçi Partisi öncülüğünde kilisenin mallarına el konuldu ve kilise aleyhtarlığı kampanyası başlatıldı. Ancak başgösteren tepkiler sonucu 1953’te ülkede mevcut bulunan Sovyet askerleri İmre Nagy’ı başa getirerek yumuşama politikası takip etmeye başladılar. İmre Nagy’ın reformlarına tahammül edemeyip, 1955’te görevden alınınca Macaristan’da muhalefet çok büyük oldu. 1956’da tekrar hükumetin başına getirilen İmre Nagy, Macarların Sovyet işgal güçleri aleyhine “artık yoldaş değiliz” diye başlattıkları ihtilal hareketi sırasında Macaristan’ın Varşova Paktından çekilip, tarafsız kaldığını, 2 Kasım 1956’da Birleşmiş Milletlere, 3 Kasımda da Sovyet Büyükelçisi Yuri Anov’a bildirdi. “Eskunzuk, eskunzuk hogy tovabb nem leszunk!” (Yemin ediyoruz, artık köle olmayacağız!) diyen Macar halkının hürriyet mücadelesi, 4 Kasım’da Budapeşte’ye giren yüzlerce Sovyet tankı tarafından kanla bastırıldı. Binlerce Macar, komünizmden kurtulmak için seyirci durumda kalan Batı’ya iltica ettiler. İmre Nagy de yakalanarak 1958’de idam edildi. 1989’da komünist parti feshedildi. 1990 seçimleri çok partili oldu ve merkez sağ partiler iktidara geçtiler.

    Macaristan’da iktidar olan merkez sağ parti, ekonomik çöküşü önlemek ve ülkeyi bu darboğazdan kurtarmak üzere, bazı otoriter önlemler almaya başlayınca, Avrupa kamuoyu ayağa kalkarak tepki göstermiş ve bu ülkenin kendi kaderini ulusal programlar yolu ile kurtarmasına izin vermemiştir.

    Yapılan yeni bir anayasa ile Macar Cumhuriyeti’nin adını, “Macaristan Ülkesi” olarak değiştirerek, küreselleşmenin ulus devletleri tasfiyesi planına uygun bir adım atmıştır. Macar ülkesi bir ülke adı olarak anayasada sadece Macaristan biçiminde yer almıştır. Macaristan Halk Birliği adı altında iktidara gelen merkez sağ iktidar, aldığı olağanüstü önlemler aracılığı ile ülkeyi çıkmazdan kurtarmağa çalışırken, dünya medyasında bu ülke demokrasiden uzaklaşmakla suçlanmış ve başbakanın diktatörlüğe kaydığı öne sürülmüştür.

    Bugünkü Macar iktidarı merkez sağ bir parti olarak diğer milliyetçi grupların desteği ile iktidara gelmiş ve küresel liberal politikaların çökerttiği ülkeyi kurtarabilme doğrultusunda olağanüstü önlemlere yönelmek zorunda kalmıştır.

    Merkez sağ bir parti Macar ulusunun desteği ile milliyetçi akımların Turancı siyasetlere yöneldiği görülmüştür. Yeni anayasa iktidara daha otoriter yetkiler getirerek, ülkenin dağılmasını önleme yolunda gündeme gelmiş, daha sağdaki milliyetci akımlar, “Daha iyi Macaristan Hareketi” adı altında yeni bir siyasi parti oluşumu ile kısa adı JOBBİK olan bir örgütlenmeyi Macarlara yeni bir natif olarak sunmuşlardır.

    Eski Turancılar gibi batı emperyalizmine karşı çıkan bu yeni Turancı siyasal oluşum, bir İdil-Ural-Altay kardeşliğini, Turan ülkeleriyle bir araya gelerek aramaya başlamıştır.

    Avrupa Birliğine girdikten sonra bütün ekonomik zenginliklerini küresel şirketlere kaptıran Macar ulusunun, yeniden kendi geleceğine egemen olabilmesi için JOBBİK isimli Turancı parti, bugünkü iktidardaki FİDESZ Partisi’nin programlarını ve yönetimini, küresel emperyalizme ve Siyonizm’e karşı desteklemektedir.

    “Macaristan Macarlarındır/Hunlarındır” sloganı ile ülkeyi, yeniden bir mili düzene kavuşturmağa çalışan FİDESZ ve Turancı JOBBİK Partisi, Trianon Antlaşmasıyla Macaristan’dan koparılan üç büyük bölgenin yediden Macaristan’a dahil edilmesini gündeme getirmektedir. 10 milyon nüfusu ile varlığını korumağa çalışan Macaristan, sınır dışında bırakılan 5 milyon Macarın da Macaristan vatandaşı olmasını istemektedirler.

    15 milyonluk bir Büyük Macaristan kurmak beklentisi, Macar milliyetçilerini ve Turancıları seferber etmiştir. Trianon Antlaşmasının bir asırlık kapanmayan yarasını artık kapat­manın zamanının geldiğini bütün Macar partileri dile getirmektedirler. Komşu ülkelerde sıkıntıda yaşayan Macarları kurtarmak, yeniden Macaristan devletinin ana politikası haline gelirken, büyüyen Macaristan kendine yeterli bir ülke haline gelerek, dışa bağımlı olmaktan kurtulma çabasındadır.

    JOBBİK lideri Gabor Vona’nin konuşmaları daima Turan birliğinin kurulması ve Turan halklarından Türk ve Macarların birliğine yöneliktir.Vona:”Biz de Attila’nın torunlarıyız. Kendilerini Atilla’nın torunu sayan her milleti müttefik olarak görmekteyiz. Türklere karşı mı gelelim?ayrıca Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve Moğolistan arasında kurulan askeri işbirliğinden dolayı Turan halklarını tebrik eden , işbirliğinin barışa hizmet edeceğine kuşku duymadığını söyledi. Vona, Hükümet oldukları taktirde bu askeri işbirliğine dahil olma konusunda pozitif düşüncelere sahip olduğunu açıkladı.

    Macarlar, Komünizm ve Avusturya-Macaristan sömürgeciliği döneminde büyük acılar yaşadılar milli kimlikleri ve Hun kökenleri yok sayıldı; artık kurtuluşlarının Turan halklarının birliğinde olduğunu görüyorlar.

    Yücel TANAY
    http://millicephe.com/12-hun-yurdunun-cocuklari-macarlar.html

  2. MACARLARIN HIRİSTİYAN OLMADAN ÖNCEKİ İNANCI TALTOS DİNİ VE MİTOLOJİSİ
    22.04.2017

    Ruh ve ahiret kavramı, bütün dinî tasavvurlarda esas unsuru teşkil ederler. Buna toptan kamlık (şamanlık) diyoruz. Şaman sözü aslında Tunguzca bir söz olup bilim edebiyatına oradan geçmiştir. Türkler şaman sözü yerine kam’ı Macarlar’da (Taltoş)u kullanır.Attila’nın bir kayınpederinin adı Eşkam (şerik şaman), diğer bir Hun’un adı da Ata kam’dır.
    Doğa dini ve bilgi sistemleri Macarların Hıristiyan olmadan önce atalarının yaşamlarında önemli rol oynamaktaydı. Bunda inanç dünyasının aracıları olan ve çoğu zaman şifacı olarak da bilinen Táltos (Taltoş) lar da yer almaktaydı, bu nedenle Macarca da bunu Táltos dini olarak da adlandırmaktadırlar.
    Táltos inancının temelleri olan Hayat Ağacı’ndan Mucize Geyik’e kadar, davuldan aşağı-orta-yukarı dünyaya kadar, ateşe duyulan saygıdan trans durumuna kadar bir çok öğe Hun-İskit bozkır kültüründe bulunmaktadır, bazı farklılıklara rağmen tüm bunlar Turan halklarını ortak bir köke götürmektedir.
    Macarların da Hıristiyan olmadan önceki inançlarında, halk masallarında tabiat üstü kudretle alev veya hayvan kılığına bürünmeleri Macarların taltoş’ inancında görünmektedir.
    Kamlık ,Ural-Altay kavimleri arasında da yaygın olmakla beraber Taltoş sözü aslında Türkçeden Macarcaya geçmiştir.. Şöyle ki, eski Türkçe tal- “kendinden geçmek” mânasına gelir. Meselâ: Talgan ig “bayılma hastalığı-epilepsia”. Bu kökten gelebilecek talıt (bayılma) demektir. Nitekim Türkçe “bay ve bag” sihir sözünden eski Macarcaya bâjos (okunuşu: bâyoş=sihirbaz) geçmiştir. Macarca büdür (asıl mânası sihir=magia). Macarca orvos (okunuşu orvoş, hekim mânasına) Türkçe arvışçı dan (sihirbaz) çıkmıştır. Macarca bölcs (okunuşu bölç) Türkçe bügüçi (sihirbaz) demektir vb. Aynı vechile Macarca kutsal mânasına gelen egy (ondan müştak egyhâz=mabet, kilise); boszorkâny (cadı karı) Türkçe karşılığı basırkan; sârkâny (okunuşu şârkâny=ejderha) Türkçe karşılığı ağlebi ihtimal sazagan; ige, igez
    Macar mitolojisi, efsaneleri, masalları, olağanüstü öyküleri, insanüstü varlıkları ve tanrıları içeren bir anlatılar ve derlemeler bütünüdür.
    Macar Taltoş inancında hayat ağacı önemli yer tutar,hayat ağacı şöyle tasavvur edilir.

    Yaşam Ağacına göre Dünya üç katmanlı olarak düşünülmüştür:
    Üst-Dünya (Felső világ): Tanrılar yurdu. Gökyüzü.
    Orta-Dünya (Középső világ): İnsanların yurdu. Yeryüzü
    Alt-Dünya (Alsó világ): Ölüler ve Şeytanlar yurdu. Yeraltı.
    Dünyanın merkezinde Yaşam Ağacı (Világfa/Életfa) bulunur. Onun dalları Gökyüzünü (Üst-Dünya’yı) kaplar. Kökleri yeraltına kadar iner.
    Yaşam Ağacının meyveleri altın elmalardır. Altın sözcüğü Azeri dilinde Qızıl (Kızıl) sözcüğü ile karşılanır. Türk mitolojisindeki Kızıl-Elma anlayışı bu bağlamda Macar mitolojisi ile bağlantılıdır.
    Üst-Dünya
    Tanrılar ve iyi ruhlar burada yaşar. En önemli varlık Isten’dir. Bu sözcük Macar dilinde günümüzde Tanrı demektir.
    Güneş ve Ay yine burada yaşarlar. Gökyüzü Yaşam Ağacının ayakta tuttuğu büyük bir çadır olarak düşünülür. Gökyüzündeki yıldızların ise tıpkı çadırdaki gibi ışık delikleri olduğu kanaati vardır.
    Orta-Dünya
    Burada insanlar ve masal kahramanları yaşar. Su, Yer ve Orman ruhları Macar halk inanışlarında önemli bir yer tutar.
    Alt-Dünya
    Kötü ruhların ve ölmeden önce kötülük yapanların ruhlarının ve şeytanların mekanıdır. Ördög burada en önemli kişilik olarak yer alır. Kötülüğe dair her şeyin yaratıcısıdır. Yer altı aleminin yöneticisidir. Türk mitolojisindeki Erlik karakterinin birebir karşılığıdır.
    Taltoş İnancında varlıklar

    Isten: (İsten okunur) Dünyayı yönetir. İnsanların kaderlerine karar verir. Macar dilinde Tanrı anlamı taşır ve her şeyin mutlak hakimidir. (Türkçe: İdi / İzi / İççi)
    Ördög: Yeraltı ve Cehennem Tanrısı. Şeytan.[3] Kötü insanların ruhlarını alır. Yaratılışın başında İsten ile birlikte o da vardır. (Türkçe: Erlik)
    Hunor ve Magor: Hunların ve Macarların atalarıdır. Kutlu geyiğin ardında denizi (veya bataklığı) geçerek Macar topraklarını keşfetmişlerdir.
    Szél-Anya: (Zel Anya okunur) Rüzgar Tanrıçası. Dünyanın sonunda bulunan büyük bir dağın tepesindeki mağarasında yaşar. Kendisi bir rüzgara dönüşür. (Türkçe: Yel Ana)
    Szél-Atya: (Zel Atya okunur) Rüzgar ve Yağmur Tanrısı. Tüm silahları gümüştendir. Szél-Király yani Yel Kralı olarak da bilinir. (Türkçe: Yel Ata)
    Arany-Anya: (Aranı Anya okunur) Altın Kraliçesi. Güzelliği simgeler. Türk kültüründeki Aran Ana veya Aran İyesi adlı hayvanların koruyucu ruhu ile yakından alakalıdır.
    Arany-Atya: (Aranı Atya okunur) Altın Kralı. Büyük selde insanları sal yaparak kurtarmıştır. Ülke kurmak için ördekten suyun içinden toprak çıkarmasını istemiştir.
    Hajnal-Anya: Şafak Ana. Tan Kraliçesi. Güneşin doğumundan sorumludur. Işığın koruyucusu olarak bilinir.
    Sárkány: (Sarkanı okunur) Ejderha. Kanatlı, uçabilen yılana benzer sürüngen. 3, 12 veya 21 başlıdır. İnsan kılığına girebilir. Zeki bir varlıktır. (Türkçe: Sarkan)
    Nap-Király: (Nap Kiralı okunur) Güneş Kralı. Güneş Tanrısı. Gümüş (Ak) yeleli atını her gün doğudan batıya sürer. Böylece Güneşin hareketine yön verir.
    Turul: Efsanevi kuş. Anka kuşuna benzer. Tanrı onu Macarlara önderlik etsin ve yol göstersin diye yeryüzüne göndermiştir. (Türkçe: Tuğrul)
    Hadúr: Savaş Tanrısı. Bakır onun kutsal metali olduğu için tüm silahları bakırdandır.[4] Demircilerin ve madencilerin de tanrısıdır. Yeryüzü hakimiyetini simgeleyen bir kılıcı vardır.
    Fene: Hastalık getiren ve yayan bir ruhtur. Şeytani varlıkların dolaştığı bir yer olarak da anılır. \”Menj a fenébe!\” Macarcada cehenneme git demektir.
    Guta: Tehlikeli bir ruh olarak görülür, ölümcül sonuçlar doğuran bir varlıktır. Kalp krizlerine, felçlere ve başka ölümcül rahatsızlıklara neden olur.
    Sellö: Deniz kızı. Yarı kadın yarı balık olan varlık. Şarkılar söyleyerek denizcileri kandırır ve suyun içine çeker.
    Griff: Avrupa mitolojilerindeki adı Griffin\’dir. Aslan başlı bir kuş görünümdedir. Macarlara göre insan eti yiyen bir kuştur.
    Tündér: Peri kızı. Çok güzel ve bakire soyut masal varlığı. Dilekleri yerine getirebilir.
    Törpé: Yeraltında veya ormanda yaşayan cüceler.
    Manó: Masal cini olarak tanımlanabilecek soyut bir varlık.
    Baba: Yaşlı kadın demektir. Cadı. Slavların Baba Yaga adlı motifi ile özdeştir. Çocukları kaçırır.
    Bubus vey Mumus: Mağaralarda yaşayan cüce bir varlıktır. Türkçedeki öcü kavramını karşılar.
    Lidérc: Hortlak, şeytan, vampir, zombi, hayalet gibi kavramların karşılayan bir varlık.
    Óriáso: (Oryaso okunur) Dev. Dağlarda yaşayan çok büyük masal yaratığı.
    Garabonciás: Fırtınalar oluşturan, sihir yapabilen erkek büyücü.
    Boszorkány: Zarar verici, tehlikeli dişi varlık. Cadı. Şekil değiştirebilir. Hayvanlara zarar verir. Hastalık getirir. Geceyi ve gecenin çöküşünü yönetir.
    Boldogas-Szony: Kutsal Kadın. Anatanrıça. Kadınlığın ve çocukların koruyucusu. Hz Meryem ile özdeşleşmiştir. Macaristanın koruyucusu olarak görülür.
    Szépas-Szony: Orman Kadını. Uzun saçlı, beyaz elbiseli bir şeytani bir varlıktır. Genç erkekleri dans ederek kandırıp baştan çıkarır. Fırtınalara neden olur.
    Bunların dışında Ügyek ve Emese adlı bir karı koca Macarların atası olarak kabul edilir. Emese rahminden bir ırmak aktığını rüyasında görmüştür ve aynı rüyada Turul kuşu tarafından hamile bırakılmıştır. Bir taltoş rüyayı yorumlayarak oğlunun Macar Devletini kuracağını söylemiştir. Doğan çocuğa Álmos adı verilmiştir. Adının anlamı Rüya veya Almış (mecazen rüyada alınan) demektir. Macar hanedanını kurmuştur.

    Alageyik(Csodaszarvas-monda )
    Csodaszarvas adlı bu kutsal hayvan, Türk kültüründeki Alasığın / Alageyik kavramı ile büyük benzerlikler gösterir. Hunor ve Magor onun peşinden giderek Macar yurdunu bulmuşlardır. Macarların yol göstericisi olarak kabul edilir.
    Kutya
    Kutya, Macar dilinde köpek anlamına gelir ve kutsal bir hayvan olarak görülür. Köpekler cenaze, ölüm yıldönümleri gibi zamanlarda kurban edilirdi. Yeraltına ruh taşıyan varlıklar olarak algılanırlardı. Ayrıca Macarların atalarının köpekten türediğine de inanılırdı.[6] Kelime kökeninde Türkçe Kut kavramının bulunması bu bakımdan ilgi çekicidir. Türk kültüründeki Barak Ata ve Moğollardaki Nokay Eçege kavramlarına benzer.
    Taltoş inancı,Macarlar-Sekeler hıristiyanlığı kabul ettikten sonra yasaklandı,taltoşlar kilise tarafından cezalandırıldı,öldürüldüler, yine de halk kuşak kuşak bu inanç ve bilgileri devam ettirdi babadan oğula kuşaktan kuşağa devam etti ,Macarlar-Sekeller otlarla olan tedavileri Táltos’lardan öğrenmişlerdir.
    Kaynakça
    1)http://kurultaj.hu/bilgi/
    2)Bahaaddin Ögel, Türk Mitolojisi, Türk Tarih Kurumu Yayınları – \”Tazı Ata\”
    3) András Róna-Tas, Hungarians and Europe in the Early Middle Ages: An Introduction to Early Hungarian History, Central European University Press, 1999, p. 366
    4) Hoppál, Mihály (2005) (Hungarian). Sámánok Eurázsiában.. Budapest: Akadémiai Kiadó. ISBN 963-05-8295-3. The title means “Shamans in Eurasia”

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here