Mohaç, Semmelweis ve Pal Sokağı Çocukları

  •  Prof. Dr. Nadir Paksoy /

Mohaç savaşının (1526) geçtiği yere Macarlar “Mohaç Savaş Parkı/Anma Alanı” (Mohacz Nemzeti Emlekhely) yapmış. Park Mohaç kasabasının 10 km uzağında, Tuna’ya yakın bir yerde. Peç kentinden Mohaç kasabasına oradan da  taksi ya da seyrek işleyen belediye otobüsleriyle ulaşmak mümkün. Park 1976’da yapılmış.2011’de yenilenmiş bugünkü haline gelmiş. Girişte mermerden gül var.  Gül üç parçaya ayrılmış. Mohaç ‘tan sonra Macaristan’ın üçe ayrıldığını simgeliyor [Osmanlı, Habsburg/Avusturya, Erdel (Transilvanya)] . Meydanda savaşı temsil eden tahta heykeller var.İçinde kesik başlar bulunan file taşıyan Kanuni heykeli ile savaşın Macar komutanı II Lajos (II Louise)’i  temsil eden tahta heykel onarıma alınmış, göremedik. Tahta heykeller tam bir heykelden ziyade, simgesel uslupta yapılmış, eski Türklerdeki ‘balbal’ları andırıyor. Mohaç Savaşı’nın Macarların ulusal hafızasında önemli yeri var: Macaristan’da ortaçağı bitiren savaş olarak değerlendiriyorlar. Hatta, kötü bir şey yaşadıklarında “aldırma, Mohaç’ta daha kötüsü olmuştu” anlamında deyim varmış…

Parkın ortasında beyaz bir iş çadırı dikkatimizi çekti. Karton bardakta kahve ile yanımızdan geçen görevli izlenimi veren bir kadın “çadıra gelin, ilginç şeyler göreceksiniz” dedi. Gittik, bir de ne görelim! Ortada toplu mezar, bir yığın iskelet. Çevrede bilgisayarlarda çalışan, fotoğraf çeken, kemikleri temizleyen, numaralandıran genç görevliler. Sorumlu olduğunu sandığım kişi Türk olduğumuzu duyunca daha da heyecanla anlatmaya koyuldu:

“Parkın olduğu yerin Kanuni’nin otağı olduğunu düşünüyoruz. Macar ve Osmanlı belgelerindeki yer tanımına uyuyor. Kemikler Macar esirlere ait. Çünkü mezarda sadece iskelet bulduk. Hiçbir metal savaş aleti bulunmadı. Bu, parktaki dördüncü  toplu mezar. Diğerlerinde kemikler alındı temizlendi, incelenmek üzere Budapeşte’ye götürüldü. Bizler Peç şehri  Janus Pannonius Müzesi arkeologlarıyız. 2 aylık işimiz kaldı. Bu 2025 kadar sürecek proje. Aslında park 1976’da ilk yapıldığında toplu mezarlar bulunmuş ama üzerleri örtülerek parkın yapıma devam edilmiş.”

Toprağın 70 cm -1 metre altında yığınla insan iskeleti ve 1526 ‘dan kalma. Savaş alanını gezerken o dönemden kalan  500 yıllık iskeletlerle karşılaşmak doğrusu içimi ürpertti.

Tuhaf duygularla Mohaç kasabasına döndük. “Busojaras” giysilerinin sergilendiği müzeye yöneldik. Mohaç’a özgü Pagan bir gelenek var.  Her yıl şubat sonunda kasaba meydanında devasa ateş yakıp, koç boynuzlu maskeler ve koyun postu giysilere bürünerek  danslar  eşliğinde  kışın bitimini kutlanıyor.Karnavalın   adı “Busojaras”.. Aslında kışın bitimini kutlayan pagan bir gelenek olmasına karşın bunu da Osmanlı’ya yakıştıran öyküler de yok değil. Osmanlı Mohaç’ı işgal ettiğinde geceleri orman içinden bu giysilerle ansızın ortaya çıkıp  Osmanlıyı korkutup , Mohaç’tan ayrılmalarını amaçladıklarına dair söylenti de var…

Yıl 1973-4. Cerraphapa Tıp Fakültesi 3 sınıf öğrenciyim. Ders ‘Cerrahiye Giriş’. Artık şimdi olmayan  Cerrahpaşa’nın simgesi saatli cerrahi kliniği (Bu bina 2. Dünya Savası öncesi Almanya’dan gelen bilim adamlarından dünyaca ünlü Cerrah Nissen’in planlarını çizdiği bina. Bana göre bu bina ve Burhanettin Toker Amfisi korunabilirdi ama Cerrahpaşa anıları bizim dönem gibi olmayan bir zihniyetin kurbanı oldu, yıkıldı). Dersi gür sesiyle Prof Ali Haydar Taşpınar veriyor. Konu “Asepsi –Antisepsi”. Hocamız ; “Cerrahinin ilk ilkesidir ‘asepsi-antisepsi’ bunu unutmayın gençler. Semmelweis el yıkamayla binlerce hayat kurtardı” demişti. Sonra kadın doğum dersinde  “Lohusalık Humması” dersini anlatan  Prof Şahap Karaaliler  de  Semmelweis’e değinmişti. Eskiden tıp da, tıp okumak da, hocalar da  ayrı güzeldi… (Bu satırların yazarı Cerrahpaşa 76 mezunudur)

Semmelweis ,1850 lerde Viyana’da çalışan Macar hekim. Kadın doğum servisinde çalışıyor. ‘Lohusalık humması”o yılların önemli bir sağlık sorunu. Doğum yapan annelerin çoğu doğum sonrası ateşlenip ölüyor.Neden? Nedenini bilen yok. Semmelweis otopsi salonundan çıkıp doğrudan doğumhaneye girerek doğum yaptıran hekimlerin doğumlarında, anne kaybının daha fazla olduğunu gözlemliyor. O yıllarda otopsi , doğum ve ameliyatlar  çıplak elle yapılıyor. Semmelweis ellerini sabunla  yıkayarak doğuma girenlerde “loğusalık hummasının” daha az olduğunu gözlemliyor.

Lohusalık humması ile el yıkama arasında bir bağlantı olduğunu savunuyor. Kendisine pek inanan olmuyor. Görüşünü mektuplarla tıp çevrelerine anlatıyor ama kabul görmüyor. Depresyona giriyor ve vefat ediyor (Mikrop kavramı yaklaşık 40 sene sonra 1880 lerde Pasteur ve Koch’un çalışmalarıyla ortaya konacaktı) . Bugün Semmelweis’ın adı Budapeşte Tıp Üniversitesinde yaşıyor  (Dünya tıp literatüründe tanımladığı hastalıkla anı anılan-Behçet Sendromu- tek Türk hekimi Hulusi Behçet’in adını taşıyan bir hastanemiz henüz yok!). Semmelweis’ın  doğduğu ev tıp tarihi müzesi .El yıkamanın önemi bugün de yeniden gündemde. Budapeşte Havalanının adı Franz List.  List ve Bela Bartok  Macarların övündüğü iki besteci. (Bela Bartok Atatürk’ün davetiyle 1936’da Devlet Konservatuvarı’nda Türk Halk Müziği arşivi oluşturmak için çalışmalarda bulunmuştur).

İlk okulu bitirdiğimde öğretmenimin  armağan ettiği kitaptı; “Pal Sokağının Çocukları”. Kitabı roman kahramanlarıyla kendimi özdeşleştirerek okumuş ve çok sevmiştim. Pal sokağı,  romanın kahramanı Nemesçek ve arkadaşlarının nefes alanıydı. Okuldan çıkar çıkmaz oyun alanında buluşurlardı. Burası onların kalesiydi. Budapeşte’nın yoksul mahallelesi Josefvaroş’ta yer alan Pal sokağını dışarıdan gelen ve misketlerin çalan “kötü çocuklara” karşı savundular.

Ferenç Molnar’ın  bugün artık klasik haline gelen kitabı yakın zamanda  Tarık Demirkan’ın çevirisiyle (sanırım Budapeşte’de yaşıyor ve Macarcaya hakim bir çevirmen)  YKY yayınlarından yeniden basıldı. İlkini kaybetmiştim. Kitabı aldım. İyi ki de almışım. Pal sokağı gerçekmiş. Bugün hala yerinde duruyormuş ve Pal Sokağı çocuklarını temsil edem bronz bir heykel yapılmış (2009). Nemesçek ve arkadaşları okul sonrası çantayı bir köşeye fırlatmış hararetle misket oynuyor, “kötü çocuk” Paztor kardeşler geride sinsice bekliyor ,misketleri çalmak için fırsat kolluyor. Çocuk romanı gibi görünce de Pal Sokağının Çocukları, her şeye rağmen var olmanın, sevdiği şeyler-ilkeler uğruna mücadele etmenin, iyilik  ve dürüstlüğün  romanıydı…

Not:
Macaristan,  pandemiyi gerekçe gösterip   TC  vatandaşlarına, ziyaret amaçlı giriş izni vermeyen  AB’de , kapısını açan ( iki doz aşı olana –Sinovac dahil) ilk ülke oldu.Bu sayede geçtiğimiz kurban bayramı tatilinde  eşimle bu geziyi yapma fırsatı bulabildik.

Devamı


LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here