Ferenc Snétberger İstanbul ‘da

snerbergerMacar asıllı gitar virtüözü, besteci Ferenc Snétberger ilk kez İstanbul’da sahne aldı. Snétberger’in 19 Ocak günü basta Matt Hall ve bateride Berke Özgümüş’le Nardis Jazz Club’da gerçekleşen ilk konseri yoğun ilgi topladı. Etkinliğin dinleyicileri 4 saate yakın bir süreye ulaşan bir serüvene katılabildi.
Gitarcı Snétberger 20 Ocak tarihinde Akbank Sanat sahnesinde solo konser verdi. Caz, klasik ve Brezilya müziğini harmanlayan doğaçlama tarzında çalan Ferenc Snétberger’le hayatı ve sanatı hakkında sohbet ettik.

Macaristan’ın kuzeyindeki Salgótarján şehrinde, müzisyen bir ailede doğdunuz. Babanız gitaristti. Gitar çalmayı ondan mı öğrenmeye başladınız?
Evet, kendisi ilk öğretmenim oldu. Üzerimde büyük etki bıraktı, ve kendisinde çok şey öğrendim. Evrensel bir müzisyendi. Harp ve trompet de çalıyordu. Başta Amerikan caz olmak üzere Belçikalı, Roman gitarist Django Reinhardt’ı çok severdi. Django Reinhardt kendine özgü bir tarz yaratan caz gitarcısıydı.

Başka nerede gitar öğrendiniz?
Tüm gün gitar çalmaktan başka bir şey yapmadığım için, on üç yaşındayken annem beni Nagybátony Müzikokulu’nun klasik gitar bölümüne yazdırdı. O dönem plastik telli akustik gitardan haberim bile yoktu. İlk derse demir telli caz gitarla gittim. Klasik müzik çalmak için uygun bir klasik gitar alabilmemiz için daha aylarca beklemem gerekti. Hocam, Matyi Varsányi fevkalade iyi bir öğretmendi, ve çok iyi bir insandı da aynı zamanda. Notadan çalınan bir müzikte müziğin ve seslerin ne anlama geldiğini çok iyi anlatabiliyordu. Evimizde çalışamıyordum, o dönem iki odada on kişi yaşıyorduk, ve bunu için vaktimin çoğunu müzik okulunda geçirdim. Bundan sonra, mezun olana kadar, eğitimime dört sene boyunca Budapeşte Caz Konservatuarı’nda devam ettim. Orada daha önce babamdan da öğrenmiş olduğum caz müziğine odaklandım.

İlk nasıl bir formasyonla sahneye çıktınız?
Konservatuarda, okul arkadaşlarımdan oluşan bir Jazz GT adlı grup oluştu. İlk onlarla sahneye çıktım. Sonraları çak başarılı olan Lili Jávori’nin gurubunda çaldım. Bundan sonra Laci Dés ve Kornél Horváth ile hala anılan Trio Stendhal’i kurduk. Seksenli yılların sonuna doğru solo kariyerim de başladı. Büyük bir dinleyici kitlesi önüne tek bir gitarla çıkmak çok heves yericiydi. Farklı müzikleri tanımanın peşindeydim, ama o dönem Macaristan’dan yurt dışına gitmek pek kolay olmuyordu, böylece Berlin’e taşındım. Ondan sonra farklı etnik kökenleri olan – Arap, Türk, Amerikan – müzisyenlerle çalmaya başladım.

Müzik dünyasında nasıl tanışıklıklar edinebildiniz?
O dönem Berlin Duvarı daha duruyordu. Müzik cemiyeti, çok bilinen Quasimodo caz kulübünde buluşuyordu. Müzisyen dostlarımın bir kısmıyla da burada tanıştım. Amerikan cazcı, Lou Blackburn ile de ilk burada çaldım. Fazla vakit geçmeden beni Almanya çapında gerçekleşecek turnelerine davet etti. İlk yurt dışı deneyimim de bu oldu.

Çaldığınız müzik tarzını nasıl tanımlarsınız?
Müziğimin iki farklı temeli var. Bunlardan biri, babamdan öğrendiğim caz ve doğaçlama tarzı, diğeri ise okulda öğrendiğim klasik tarz. Bu iki farklı tarzın karışımı çaldığım tarzı çok etkiledi. Doğaçlama benim gibi caz müzisyenleri için çok önemli. Doğaçlama olmadan, caz müzikten de bahsedemeyiz. Güney-Amerika müziğini de çok seviyorum. Kendi tarzım caz, klasik ve Brezilya müziğinden esinleniyor.

Size büyük etkisi olan klasik müzisyenler hangileri?
Johan Sebastian Bach’ın üzerimdeki etkisi günümüze dek sürüyor. Bach’ın eserleri üzerine doğaçlama yapmayı severim. Sık sık canlı konserlerimde sehpaya bir Bach partitur koyup, o seslerden yola çıkarım.

Japonya, Kore, Hindistan ve Amerika gibi birçok yerde konser verdiniz. En güzel konser hatıranız nedir?
Franz Liszt Müzik Akademisinde gerçekleşen In memory of my people adlı eserimin Franz Liszt Oda Orkestrası ile yaptığım konseri çok güzel bir anı. Aynı bestemi 2007 senesinde Ney York’taki Birleşmiş Milletler Merkez binasında, Uluslararası Holokost Anı Gününde sunmamız benim için diğer bir önem taşıyor. Bu eserim Roman Holokost konusunu ele alıyor, ve bunun için Roman müziğinden esinlendim. Küçük bir çocukken, büyükannemden duyduğum bir melodiden yola çıktım. Küçükken babamla Holokost hakkında çok sohbet etmiştik. Babamın büyükbabası ve büyükannesi Avusturya ve Almanya’ya göç etmişlerdi. Oradaki akrabaların birçoğu kurban düşmüştü. Başka halkların da Holokost geçirdiklerini unutmamak lazım. Birkaç milyon Yahudi yanında altı-yedi yüz bin Roman da hayatını kaybetti. Bu korkunç bir olay. Tarih boyunca buna benzer olaylarda başka halklar de etkilendi.

Roman kültürü sizin için ne ifade ediyor?
Benim için çok büyük önem taşıyor. Roman kültürüne bazı yerlerde önem veriyorlar, bazı yerlerde ise önemsemiyorlar. Roman olmak benim için farklı bir önem taşıyor. Bunu vurgulamak için Felsőörs yerleşiminde, beş senedir faaliyetlerine devam eden Snétberger Müzik Yetenek Merkez’ini açtım. Macaristan ve Slovakya’dan müzik eğitimlerini finanse edemeyen Roman gençleri bir araya topluyorum. Bu gençler her sene bu okulda on iki hafta geçiriyorlar, yaz tatili boyunca altı hafta ve sonbahar ve ilkbahar döneminde 3’er hafta. Enstrümanları biz sağlıyoruz, eğitim ücretsiz, ve en iyi hocalar Budapeşte’den eğitim vermek için aramıza katılıyor. Öğrencilerin gelişmesini sene boyunca mentorlar takip ediyor. Ne yaptıklarını, yaşadıkları ortamı takip ediyoruz.

Okul açma fikri nereden geldi?
Tüm kariyerim boyunca, ilerlemenin ne kadar zor olduğunu gördüm. Okul açmamın nedeni de bu. Yardım olmadan gelişmek imkansız. Macaristan’da yetenekli olan çok Roman genç var. Okul çalışmasına her sene altı talebe, yirmi hoca ve on beş mentor katılıyor. Okul açıldığından beri Müzik Yüksekokuluna girmeyi başaran yirmi iki öğrencimiz oldu.

Bundan sonraki planlarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?
18 Mart tarihinde, 2013 senesinde, Müzik Akademisinde kaydedilen, Ferenc Snétberger in concert adlı solo plakım çıkacak. 15 Nisan tarihinde albümün tanıtım konseri gerçekleşecek. Geçen sene İsveçli basçı Anders Jarmin ve Amerikalı baterist Joey Baron ile kaydettiğimiz Snétberger Trio’nun yeni albümü seneye yayımlanacak.

Ferenc Snétberger’in İstanbul’daki Macar Kültür Günü vesilesiyle gerçekleşen konserleri Macaristan Ankara Büyükelçiliği, Macaristan İstanbul Başkonsolosluğu, Macar Kültür Merkezi, Akbank Sanat, Organizma Productions, Pink & Pop ve Nardis Jazz Club’ın işbirliği ve katkılarıyla gerçekleşti.

Orjinalı: >>>


LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here