Budapeşte’de direniş: Öğrenciler, Victor Orban’ın kültür savaşına meydan okuyor

Hükümetin akademik özgürlükleri, milliyetçilikle kısıtlamasına ve kayyım atamasına karşı öğrenciler, SZFE Üniversitesini işgal etti. Irkçı-dinci egemenlik kurmak isteyen Başbakan sıkıntılı.

ARTI GERÇEK – Geçtiğimiz Pazar günü, yaklaşık on bin gösterici, Başbakan Orban’ın Tiyatro ve Film Sanatları Üniversitesi SZFE’ye el koymasını protesto etmek, rejime karşı çıkan fakülte ve öğrencileri desteklemek için bir insan zinciri oluşturdu. Göstericiler, Üniversite binası ile Parlamento arasındaki yolda insan zinciri oluştururken, bu prestijli üniversitenin özerkliğinin iade edilmesini talep etti. SZFE, son dönemde iktidarın el koyduğu yedinci büyük kurum oluyor. Orban rejimi, üniversiteyi, Yönetim Kurulu hükümet tarafından atanan özel bir vakfa devretti.

Bir kaç hafta önce de, hükümetin müdahaleleri üzerine Genel Yayın Yönetmeninin istifa etmesinin ardından, bağımsız haber sitesi İndex’in 80 gazetecisi ve çalışanı topluca etmişti. SZFE yönetimi de, rejimi protesto etmek amacıyla, benzer bir şekilde, Orban’ın müdahalesinden sonra topluca istifa etti. Üniversitenin öğrencileri, binanın girişini kırmızı-beyaz bantlarla kapatarak, girişleri engelledi ve aşırı-sağcı Başbakan Orban’ın saldırısını kınadı.

Öğrenciler, yönetime atanan, Yönetim Kurulu başkanı kayyım, tiyatro yönetmeni Attila Vidnyanszky’nin, “yurtseverliği ve Hristiyanlığı ön planda tutan farklı bir eğitim ve düşünme yöntemi” önerdiği için istifa etmesini istedi. Öğrenciler, kayyımla ve “gayrı meşru yeni yönetimle” hiç bir zaman görüşmeyeceklerini, çünkü bu kişilerin ”anti-demokratik yöntemlerle göreve getirildiğini” ve onlarla temasa geçmeyeceklerini açıkladı.

Budapeşte şehir merkezinde, 8. mahallede dar bir sokakta bulunan Üniversite binasının önünde, çoğu zaman müzisyenler, şairler ve sanatçılar bir araya gelerek öğrencilerle dayanışma içinde olduklarını gösteriyor. Binanın birinci ve ikinci katındaki balkonlarda, öğrenciler, yüzlerinde sarı maskelerle, kollarını geniş bir şekilde açmış vaziyette sessiz bir şekilde duruyor. Avuç içlerinde FreeSZFE (ÖzgürSZFE) yazılı tag görülüyor. Bu arada, üniversitenin sokağında ve bir alt sokakta, tanınmış müzisyenler, tiyatro grupları ve korolar, öğrencileri desteklemek için şarkılar, marşlar söylüyor. Bu durum, rejimin ham, katı, sert ve gayri medeni yaklaşımını ve Orban’ın yenilmezliği efsanesini de büyük ölçüde yerle bir ediyor. Sokakta çalınan/söylenen şarkılar, okunan şiirler ve yapılan konuşmalar çoğu zaman “Szabad Orszah! Szabad Egyetem!” (Özgür Ülke! Özgür Üniversite!) sloganları ile son buluyor.

‘AVRUPALI VE HRİSTİYAN KİMLİĞİNİ MUHAFAZA ETMEK’ İÇİN VERDİKLERİ MÜCADELE

İşte bu manzara, rejimin, Macaristan’ın eşi benzeri olmayan ”Avrupalı ve Hristiyan Kimliğini” korumak için yürüttüğü kültür savaşının son perdesi. Devleti ele geçirdikten sonra neredeyse bütün kurumları yağmalayan rejim, artık çağı betimlemek için verilmesi gerektiğine inandığı hegemonya savaşının tam göbeğinde hissediyor kendini. 2018’deki seçimlerde oyların 2/3’sini aldıktan sonra, Orban’ın gayrı liberal özü iyice orta çıktı: ”Çağımız, kültürel eğilimlerin, kolektif inançların ve toplumsal geleneklerin damgasını vurduğu bir çağdır. Bizim şu anda yapmamız gereken, siyasi sistemi kültürel dönemin içine perçinlemek olmalıdır”.

Orban, sürekli olarak, beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar tarafından gündeme getirilen yapay komplo teorilerini tekrar edip, ”Yerine Geçme” teorisi olarak adlandırılan, Avrupalı Hristiyan beyazların azalıp onların yerine Arap, Müslüman ya da diğer gayrı hristiyan nufusun çoğalmasına ve Hristiyanların yerine geçmesine karşı, Macaristan halkını yok olmaktan kurtarmaktan ve Batı Medeniyetini korumak için verilen savaşın bir parçasından söz ediyor. Orban’a göre, bu savaşta, sadece ”biyolojik olarak kendi kendilerine ayakta kalabilecek topluluklar”, yani göçmenlerin olmadığı topluluklar varlıklarını sürdürebilecek. İşte bu Medeniyet Seferinde, ”kendi ülkemizde, kararlı bir şekilde ayağa kalkan, kim olduğumuzu, Tanrı, vatan ve aile konusunda ne düşündüğümüzü yüksek sesle ifade eden” bir kimliğe ihtiyacımız var.

RIA RIA HUNGARIA! YERLİCİLİK, ULUSALCI ÖZGÜVEN VE ‘TARAFSIZ EĞİTİM DİYE BİR ŞEY OLMAZ’CILIK

Tanrı, vatan ve aile hakkında ne düşündükleri belli olanlar, bazı heykelleri yıktı, sokak ve meydan isimlerini değiştirdi, Nazi yanlısı savaş suçlusu bir takım insanları Komünizme karşı mücadele etmiş kahramanlar haline getirdi, hayasız bir şekilde tarihi değiştirdi, özel olarak da Macaristan’ın holokost konusundaki suçlarını gizledi. Orban’a göre, ‘’İlerlemenin anahtarı, ulusalcı özgüvenin yeniden tesis edilmesindedir. Bizim geçmişimizde bin yıllık bir Hristiyan geleneği var. Biz Macarız. Futbol taraftarlarının sloganı gibi söylemek gerekirse: Ria ria, Hungaria (İstan istan, Macaristan!)

Rejim, sanat, medya ya da kozmopolit ve liberal kokusu aldığı her şeye ve onun da ötesinde çocukların okulda öğrendiklerine takmış durumda. ’’Siyasi sistemi kültürel dönemin içine perçinlemek’’ için yürüttükleri mücadelede, ilk, orta ve lise düzeyinde eğitim önemli bir savaş alanı. Bu nedenle de Macaristan’da okulların müfredatını değiştirdiler, ulusal gurur ruhunu her alana sokuşturdular. Hükümetin propagandacılarından Zoltan Kovacs’a göre, ‘’Tarafsız eğitim, nötr eğitim diye bir şey yoktur. Eğitim sistemleri değerler üzerine kurulmuştur. Eğitim sistemimizde, Macar toplumunun değerleri öğretilmelidir. Bu değerler arasında da, bizim hayran olduğumuz, geçmişimizde asırlar boyu bizim hayatta kalmamızı sağlayan kahramanlardır’’.

Bu saçma sapan ulus söyleminde, zaferle sonuçlanan savaşlar parlatılır, en ön plana çıkarılır. Yenilgiler ise önemsenmez. Rejim karşıtları, okullardaki tarih kitaplarında yapılan değişikliklerin ve tahrifatların çıkarılmasını talep etti. Bu çarpıtmalar, ulusal kültüre zarar verir, öğrenci ve öğretmenleri rahatsız eder ve kamusal alanda düşünceyi zehirler, görüşünü savundu.

DOĞRU HEDEFE VURMAK

SZFE’nin işgali, halen devam eden mücadeleye sunduğu katkının yanısıra, yaygın/egemen anlayışlara da bir darbe vurdu, rejimin aptalca görüşlerine, iktidarın yalanlarına bir şamar gibiydi. Bir tür seçilmiş diktatörlük sürerken, demokrasinin konsolide edilmesi açısından önemliydi.

Öğrenciler, yeni akademik yıl açılış töreni düzenleyip, işgali sürdürme kararı aldı, geleneksel eğitim kalıplarını red ettiler. “Biz bir Cumhuriyet kuruyoruz, en önemli aracımız da işgal” dediler. Böylelikle öğrenciler, akademik özgürlük ortamında birlikte rahatça çalışma isteklerini beyan ettiler. Kurumsal, yönetsel ve sınıfsal kısıtlamaları da böylece devre dışı bırakmış oldular. “Biz yaratıcı bir topluluğuz. Bu nedenle takvime filan ihtiyacımız yok. Biz buradayız bu nedenle de yoklama kağıdına filan gerek yok” dediler.

Orban’ın yozlaşmış kültür savaşına karşı gelişen bu yeni kolektif direniş ruhu, önümüzdeki dönemde yaygınlaşıp genişleyecek mi yoksa eriyip bitecek mi? Bu sorunun yanıtını henüz kimse bilmiyor. Eskiden de benzeri bir dizi karşı çıkış olmuş ve olumlu sonuçlanmamıştı. Ne var ki, yaşadığımız dönem Avrupa’daki otoriter liderler açısından da belirsiz bir dönem. Geçtiğimiz aylar içinde, Belgrad, Sofya ve Minsk’de on binlerce insan, kendi ülkelerindeki cani yönetici elitlere karşı sokaklara döküldü. Yozlaşmış güçlü liderlere karşı büyük bir memnuniyetsizlik var ve yaklaşmakta olan ekonomik bunalımla bu memnuniyetsizlik daha da büyüyeceğe benzer. SZFE işgalinin sonucu ne olursa olsun, hiç kuşku yok ki, bu öğrenciler, kendiliklerinden derin bir direniş hareketi gerçekleştirdi. Bu öğrencilerin yaptığı, bir yandan da, uzun zamandan bu yana, bir çok insan için, kadere teslim olma anlayışından kurtulmak anlamına geldi. Ve geniş kesimlere esin kaynağı oldu.

artigercek.com/haberler/budapeste



LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here